GÜNDEM
A.Hamit SÜRMENELİ

Efendilerin dünyasına göre biz kimiz?

Dünya gerçekten karışıyor mu, yoksa felaket senaryoları mı böyle düşündürüyor? Ya da başka bir değişle; dünya karışıyor mu, karıştırılıyor mu?

Uzman karıştırıcılar dünya ekonomisi ve piyasalara da el attılar. Haliyle gariban halk tedirginlik yaşıyor. Bunlarla yetinmeyen bu aşağılıklar dünyada ırkçılığı ve İslamofobi'yi de arttırmayı başardılar.

İnsanlığın bu durum karşısında çaresiz kalışı ve buna karşı birşey yapamamaları, bazı otoritelerin yıkılmasıyla da başlayan anarşizm ve herşeye rağmen bir grup insanın dünyayı yaşanabilir hale getirme çabalarını da elbette görmekteyiz.

Dünyanın sahibi olduğunu iddia eden bazı aile ve çok uluslu şirketleri, dünya yönetiminin sıradan insanların eline bırakılmayacak kadar önemli olduğunu düşünüyorlar. Kendi istek ve heveslerinin doğrultusunda kurdukları sistemlerle dünyaya hükmetmeye çalışıyorlar.

Bizler ise onların varlığını; TV ve internette yayınlanan herhangi bir reklamda gizlenmis bazı sembollerle farketmeden beynimize kazına kazına görmekteyiz. Bu güçler sözüm ona dünyanın kaderini belirleyecek senaryoları yazıyorlar. Üzülerek ifade edeyim, ne yazik ki bir çoğumuz farkında olmadan bu senaryoyu eksiksiz bir şekilde oynuyoruz.

Dünyada yaşanan savaşlar görünen ve görünmeyen güçler arasında artık belirgin bir şekilde olmaktadır. Sömürü düzenini korumak için, sömürüye karşı çıkan milyonlarca insanın öldürülmesi veya yok edilmesi, onların umurunda bile değil. Bu sistemi kuran efendiler, diğer bir deyişle dünyayı yöneten küresel yapının mesajı aslında çok net: ‘Dünyadaki herhes dediklerimizi harfiyen yerine getirmek zorundadır. Aksi takdirde milyonların yok olması umurumuzda bile değil.’

Açıkcası artık tüm dünya hiç olmadığı kadar tehlikeli bir durumla karşı karşıya geldi. Farkında mısınız bilemem ama son yıllarda dünya zıvanadan çıktı. Bu olaylara sadece kendi ülkemizden bakarak ve sürekli biz mi karışıyoruz gibi algılamalardan kendimizi kurtarıp ve kendi kendinize bir soralım, ne oluyor bu garip dünyada?

Avrupa’daki ırkçılık mevzusuna değinmeden geçemeyeceğim.

Artık gizlisi ve saklısı olmadan, ayen beyan, bilinçli ve sistematik bir şekilde çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklere yönelik ırkçı saldırılar artıyor.

Bunun en son örneğini yaşadığımız ülke olan Hollanda'da görmedik mi?

Yapılan bir araştırmaya göre son beş yılda resmi kayıtlı 755 ırkçı saldırı Türklere yönelik gerçekleşmiş. Korku, ihmal ve gerek görmeme gibi farklı sebeplerle bildirilmeyen veya haberleştirilmeyen birçok ırkçı saldırı yaşandığı da tahmin ediliyor.

Avrupa’da DEAŞ ve El Kaide gibi terör örgütlerinin yaydığı korku nedeniyle son yıllarda İslami semboller ve Müslümanlar birçok saldırıya uğruyor. Özellikle ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı içerikli saldırılardan Türkler en yoğun şekilde etkileniyorlar.

Avrupa’da cami, dini dernekler ve enstitüler hedefte. Avrupa ülkeleri arasında Almanya ise saldırıların büyük bölümünün yaşandığı ülke olarak dikkati çekiyor. Ülkedeki saldırıların arasında kundaklama ve tehdidin yanı sıra iş yeri, cami ve derneklere domuz organları bırakma, duvarlara gamalı haç, küfür ve hakaret içerikli yazı yazma ile işaretler çizme gibi ırkçı eylemler görülüyor. Ayrıca Avusturya, Belçika, İsveç ve Hollanda en fazla saldırıların düzenlendiği diğer ülkeler arasında yeralıyor.

Yaşanan bu olumsuz acı olaylara Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık kayıtsız kalmıyor. Avrupa’da yaşayan gurbetçi halkının tüm sıkıntılarını gidermek adına çok olumlu çalışmalar başlatıldı. Örneğin: Dışişleri Bakanlığı saldırıları artık yakinen takip ediyor. Dışişleri Bakanlığı, Türk vatandaşlarına yönelik yabancı düşmanlığı içerikli veya ırkçı saldırıların takibi amacıyla bakanlıkta bir veri tabanı oluşturdu. Konsolosluk Çağrı Merkezi de ayrıca vatandaşların 7 gün 24 saat ulaşabileceği yardım hattı olarak hizmet veriyor. Saldırıya uğrayan vatandaşlarla ilgili olarak başkonsolosluklar, yetkili yerel makamlar nezdinde gerekli işlemleri yaparken mağdurların ihtiyaç duydukları hukuki destek de dış temsilciliklerdeki hukuk danışmanları aracılığıyla sağlanıyor. Artık yalnız değiliz demektir bu da.

Elbette gönül ister ki, bu dünyada hüzün olmasın, hep barış olsun, hep birlikte kardeşçe, huzur içerisinde yaşayalım. Barış içerisinde, sevgi ile dolu ferah bir yürekle yaşamak istiyorsak artık akıllı olmalıyız. Provokasyonlara gelmemeliyiz. Üzerimize oynanan oyunlara ve provokasyonlara karşı tek vücut olmasını bilmeliyiz.

Şu gerçeği unutmayalım ki, huzur ve mutluluk ilk önce insanın kendi içinde başlar.

Saygı, sevgi, hürmet ve muhabbetlerimle…

Yazdır | Kapat