FİKİR
M. Sait YAKUT

Anne ben Afrika'dan yazıyorum III

Anne, su-i tedbirimle benim hayli bozuldu işim.

Bana, ?Seni tufandan kurtaracak gemi Nuh'un değilse binme? demiştin. Oysa ben sular yükseldikçe değil yüreğimdeki denizler çekildikçe korkuyorum.

Bindiğim gemi Nuh'undu anne, ama ben kaçak bir yolcu idim kurtarılan inanmışlar içinde. ?Sulara atmasın da varsın hayvanattan saysın? diye dua edip sığındığım kudret, şimdi beni kurumuş bir gölün en derin yerine bir haşere gibi bıraktı. Yüreğimdeki sular yükselince kurtulur muyum dersin.

Huda minderinde kurulup son içtimasını aldığı zaman Nuh Nebi, kazan defterine korsan diye kaydı düşülen bir ben miydim onca yolcu içinde?

Öyle ise gök yarılsın ve saçılsın yıldızlar.

Öyle ise kaynayıp kaynayıp fışkırsın denizler ve başlasın inficar.

Dua et dedim anne kurtulsun gemi. Oysa sen bir başka tersanede Nuh'un gemisine karşı donanmalar kuran korsanlara yemek taşıyorsun.

Sen de o gemideki kaçak yolcu idin anne, ne diyeyim, şükranın kabul görsün.

Seni bilmem ama ruhuma çalım takan bu acı hikmet, aklımı çelmeleyen paranoya, beni sahipsiz bir kelamın derununda hapsetti.

Anne görkemli düşüncelerle alil olan aklım beni sürükledi bu sahraya.

Öyle şallak mallak geziniyor olmamı yadırgama.

Karnımı şişiren sıtma, gözlerime çöken trahom, etimi dirhem dirhem döken bu cüzam sizin taunlu nefeslerinizden bulaştı. Zinhar,?ben ne yaptım?? diyerek ah-vah edip sızlanma.

Telaffuz edebildiğim ilk sözcüğü anlamıyla bütünleştirmek için kaçıp geldim buralara.

Kaçsam, nereye kadar kaçabilirdim ki anne. Neresidir varmak istediğim yer, onu da bilmiyorum.

Ama öyle verilebilir ya da posta yolu ile bulanabilir bir adresim yok burada. Bu imarsız parselde ispiyonculardan emin, dört yanı kapalı üstü açık bu beyt-i ahzanda, bulmak istese bile kim bulabilir beni anne. Ama bu azab-ı mukaddes ruhumu takdis edecek olgunluğa bir türlü erişemedi.

Oysaki ben buralara, iki dünya arasında gerilmiş bir yaydan, bir kab-ı kavseynden fırlayıp gelmiştim anne. Hangisine meyletsem öbüründen korkuyorum şimdi. Dönsem daha ne kadar dönebilirim kendi etrafımda.

?Fe eyne tezhebûn?? (nereye bu gidiş?) diye soran, değil mi ki kendi vermişti cevabını; ?İnna lillahi ve inna ilehyi raciûn?

?Belâ?dan dönmüşüz anne sılaya dönmenin nesi ayıp?

Ben artık bu melâmet üzre daha fazla duramam buralarda.

Buradaki son kabile dünkü fırtınadan sonra göçüp gitti. Herkesin otağı, ocağı tarumar oldu. Giderken beni aralarına almadılar. Nuh'un gemisine bindiğim gibi karışamadım aralarına.

Kalbimdeki tüm denizlerin suyu çekildi.

Kalsam, boklu bir derede akıntıya kürek çeken bir kaptan bile olamam buralarda.

Dönüyorum anne?

Eli boooş, yüzü kara? Yüzümün karalığı ayıbımdan değildir. Zaten esmerdim, bu kavurucu çöl sıcağı, samyeli, serap fazlasıyla kararttı beni.

Üzerimdeki fırfırlı kabile kıyafetiyle geliyorum anne.

?Ne iş yaparsın??, ?seni ayıplarlar?? deme bana.

Ben ne iş yapacağımı biliyorum.

Geçen hafta buraya safari için bir Türk kafilesi gelmişti. Jiplerinde uydu anteni ve alıcı vardı. Bir özlemdir oturup TRT'yi izledim. Bir tek onu çekiyordu çünkü.

İngilizce, Arapça, Boşnakça, Lazca, bilmem daha nece, yani bir sürü dilde tercüman aranıyormuş. TV'deki bu ilan, ruhani ve ilahi derinliği olan bir fon müziği ile veriliyordu.

İklim değişmiş, caz makam yerini hicaz makama bırakmış dedim. TV cızırtılı olmasa arkadaki ?HU? sesini de duyardım belki.

Kafileye devekuşu yumurtasından melemen yaptım. Kumların üzerine sofra bezi yerine gazete serdi ekipten biri.

Bir röportaj çarptı orda gözüme.

Okudukça gözlerim ışıdı.

Modelistlik yaptığını ifade eden; battal beden, ?iks iks larç? sayzlı bir mesture hanım, yönetmenlik dersleri aldığını ve sitkom yazdığını söylüyordu.

Onun kim olduğunu hatırlamak için beynimi zorlamaktan, röportajdaki diğer kısımları hatırlamıyorum şimdi.

Hani resmini görmesem, röportajı verenin Carla Bruni ya da Elle Mc Person olduğunu düşünürdüm.

Ama ?gençliğin imanını çalanların? peşindeki hafiye olduğunu zoraki hatırladım sonradan.

Meğer ne şenlikli bir kadınmış bu Emine Şenlikoğlu. Üstelik romantik ve zevkine de düşkünmüş. Sultanbeyli'de konferans verip Nişantaşı'nda karnını doyurmaktan fazla kilo almış ama olsun, elbiselerini nasıl olsa kendisi tasarlıyormuş, bol kumaştan.

Yazdığı sitkomda Tolga Çevik'i oynatmak istiyormuş. Ama çok para ister diye bunu kendisiyle konuşmaya cesaret edemiyormuş.

Anne ben TCDD Genel Müdürünü tanıyorum. Belki onu sponsor olmaya ikna edersem bu siktomda, ?Afrika'da Gergedan kovalayan bir yerli? rolünü alabilirim Tolga Çevik'in yanında.

Hangi kanalda oynar diye düşünmüyorum. İklim değişmiş anne. İş ilanını bile ilahiyle veren bir TRT olmasa Emine hanım yönetmenlik derslerini niye alsın, sitkom yazarlığına niye soyunsun.

Belli ki bu işte bir umut var.

Hani o komedi dükkanında, skeç boyunca piyanonun başında oturan zabellah tipli bir adam var.

Benim burada bir önerim olacak. Piyanoyu kaldıralım ve yerine bir koşu bandı koyalım. Skeç boyunca emine hanım orada koşsun. Hem obeziteden kurtulur hem de ?Kendin yaz kendin oyna? tarzı olur.

Ne var, Gülse Birsel de yazdığı sitkomda oynamıyor mu?

Anne, eğer partiyle beraber TRT'de kapatılmazsa en kısa zamanda dönüyorum.

NOT: Merhumun 27-03-2008 tarihli yazısıdır

Yazdır | Kapat