Ufuk Gazetesi

Müslim: Mursi’yi indirenler, Erdoğan’ı hedefe koydular!

Müslim: Mursi’yi indirenler, Erdoğan’ı hedefe koydular!
27 Aralık 2018 - 23:53

Zehra Üniversitesi Rektörü Suriyeli Kürt Alim Prof. Dr. Mustafa Müslim, akademik çalışmalarını bir süredir Türkiye’de yürütüyor. Prof. Dr. Müslim ile Suriyeli mültecileri, çalışmalarını, daha önce anlatmadığı Kobani’den çıkarılış hikayesini ve PYD lideri kardeşi Salih Müslim ile aralarında geçen görüşmeyi konuştuk. İşte o söyleşi:

3 milyonu aşkın Suriyeli, iç savaşın şiddetlenmesi akabinde Türkiye’ye geldi ve 7-8 senedir Türkiye’deler. Suriyeliler Türk toplumunda nasıl karşılandı?

Kuşkum yok ki, Türkler Suriyeli kardeşlerini kucakladı. Bağırlarına bastılar. Türk devletinin sınır kapılarını açmasıyla Türk milleti de evlerinin kapısından önce gönül kapılarını açtı Suriye halkına. Suriyeliler mülteci oldu, Türk halkı da ensar… Ve tabii Suriye halkı da kendisine yapılan bu iyiliğin farkında, bunları görmezden gelmiyor. Ama her milletin kötüsü olduğu gibi Suriyeliler içinden de bazı gençler, bazı kendini bilmezlerin yaptığı yanlışlar oluyor. Bu da çok şükür ki çok düşük bir oranda; nitekim İçişleri Bakanlığı raporlarında da bu açıkça görüldü.

Peki bir şey soracağım, bizde yaygın bir kanaat… Siz bir ilahiyat profesörüsünüz; Türkiye, 15 Temmuz darbe girişiminin de aralarında olduğu kendisine kurulan komploları Suriyeliler başta olmak üzere mazlumların duasıyla mı aşıyor?

Zayıf ve mazlum ile Allah arasında sınır yoktur. Bu Hazreti Peygamber’in (sas) hadisiyle sabittir. Allah Teala mazlumun duasına icabet eder. Suriyeliler çok büyük zulümlere maruz kaldılar. Suriyeliler; evlerini, paralarını, mallarını, mülklerini, çocuklarını, ailelerini kaybettiler ülkelerinde. Ve Türkiye’ye geldiklerinde ülkelerinde bulamadıkları karşılamayı ve güzel teamülleri burada buldular ve bu güzel ülkeye çokça dua ettiler. Suriyeliler, Türkiye için gece gündüz dua ediyorlar. Ve temenni ediyoruz ki, Allah da Suriyeli mazlumların bu duasını kabul ediyordur. Çünkü Türkiye’ye yönelik uluslararası komplolar çok fazla… Ülkenin başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik komplo herkesin malumu; son olarak da ülkenin ekonomisi hedef alındı. Türkiye’ye yönelik her komploda Türkiye için dua ettik, Rabbim kabul etsin.

Türkiye’ye yönelik komplolardan bahsettik. Neden son 4-5 yıldır Türkiye bu kadar çatışmanın ortasında buldu kendini?

Dünya siyasetinde, uluslararası ilişkilerde bazı esaslar var ki, değişmez! İslam düşmanları, İslam coğrafyasını çok iyi çalıştılar. Sosyologlar, tarihçiler, teologlar; Ortadoğu coğrafyası olarak bilinen İslam topraklarını bölge bölge, konu konu çalıştılar. Ve bunu şimdi yapmadılar, iki yüz yıldır çalışıyorlar. Anladıkları şey şu: Arap-İslam dünyasının kapısı Mısır; Türk ve İslam dünyasının genel kapısı da Türkiye’dir! İster hayırlı olsun, ister hayırsız bir şey; Mısır’dan ne girerse bütün Arap ülkelerinde yayılır. Türkiye’den ne girerse bilin ki kısa bir süre sonra başka bir Arap ülkesinde ya da Pakistan’da, İran’da görülecektir. Bu yüzden de bu iki ülkeye özellikle odaklandılar. Arap dünyasındaki kadın hakları ile alakalı akımlar Mısır’dan başladı ve bugün bütün Arap ülkelerine yayıldı. Allah rahmet eylesin Hasan el-Benna ve arkadaşlarının İslam uyanışı adına başlattıkları çalışmalar Mısır’dan çıktı ve bugün bütün İslam ülkelerine yayılmış durumda… Jön Türkler, İttihad ve Terakki kavmiyetçilik/milliyetçilik hareketini Türkiye’den başlattılar, kısa sürede bütün İslam dünyasına yayıldı.

Bugüne geldiğimizde?..

Dr. Muhammed Mursi, Mısır’da şeffaf ve demokratik seçimler neticesinde iktidara geldi, cumhurbaşkanı oldu. Ama gördüler ki, Mursi hükümete geçtiği andan itibaren istikrarlı olması durumunda demokratik tecrübe bütün Arap İslam dünyasına yayılacak. Bu yüzden de Masonlar, Siyonistler, karanlık mahfiller, sanatçısı, dansözü bütün dünya elele verip Mursi’yi indirdiler. Bu korkunç bir deneyimdir. Arap dünyasının kendisini yönetmemesi için her türlü savaşa hazır durumdalar. Bu yüzden de bugün bütün gözler Türkiye’de… Yani iki kapıdan diğerinde. Mursi’yi indirdiler, hedefe Erdoğan’ı koydular… Bugünkü hükümet, bütün uluslararası kanunlarda belirtildiği şekliyle demokratik seçimlerle kazanıyor seçimleri… Ama kabullenmiyorlar. Çünkü Türkiye’deki durumu kabullendikleri takdirde bu İslam dünyasında da yaygınlaşacak. Herkes biliyor, bütün batılı ülkeler 15 Temmuz darbesini desteklediler. Darbe girişiminden sonra korkunç miktarda para çektiler. Türkiye’nin ekonomisini çökertmek istediler. Bunların hepsi komplonun parçalarıdır. Ama Türkiye’de halk da hükümet de neler yaşandığının bilincinde… Bu komplolar devam edecek. Türkiye’ye saldıranlar İslam düşmanları!

Ne zamana kadar devam edecek bu saldırılar?

En güzel savunma saldırıdır, derler. Kendini kendi sahanda savunacağına sen saldır! Türkiye, bugün İslam birliği için girişime başladığını ilan etmiş durumdadır. Aramızda ortak işler var; ekonomik, sosyal ve bir takım bazı şeyler… Sonra başka bir adım: Ben istiyorum ki; Birleşik İslam Devleti sistemine geçelim. Bu sisteme geçmek isteyen ülkeler dışişleri bakanlığı nezdinde bir araya gelsinler ve bu sistemi oturtsunlar. Fas, Tunus, Cezayir gibi ülkeler bir araya gelir; Birleşik İslam Devleti bütçesinden bu eyaletlere bir pay aktarılır. Amerika Birleşik Devletleri gibi…

İslam birliği bu şekilde mi sağlanmak zorunda?..

Bu şekilde sağlanması şart değil tabii ki, şartlara göre, duruma göre bir sistem tayin edilir. Benim dediğim, bölgeyi ilgilendiren bir takım işler için eyaletler olsun, ama Müslümanların genelini ilgilendiren konular merkezde ‘Yüksek Şura Konseyi’nde konuşulsun. Türkiye, bu sistemi dillendirmeye başladığı vakit hücuma geçmiş olacaktır. Bütün büyük devletler, kendi ajan yöneticileri için korkuya kapılacaklardır. Ama halklar Türkiye’nin yanında yer alacaktır. Halklar ikna oldukları anda bu projenin yanında yer alacaklardır. Sonra bu, var olan yöneticilerin izale olması anlamına gelmez.

Müslümanların bu şekilde bir araya gelmeleri gerekiyor. Ve Türkiye bu projeyi gerçekleştirebilecek en güçlü adaydır. Müslüman Arap halkları bu geri kalmışlığı istemiyor. Sömürge rejimleri devam ediyor. Halklar bu rejimlerden kurtulmak istiyor. Ama bir lidere ihtiyaç duyuyorlar. Hikmetli siyaset, planlama yapar. Müslümanların devletinin kendi kendine yetmesi gerekiyor. Bugün Arap ülkelerinde, dışarıdan destek veren ülkeler yardımları 2 ay kesse insanlar açlıktan ölür. Hayır, ülke kendi ihtiyaçlarını kendisi üretecek. En önemlisi de silah kendinize ait olacak. Başka ülkenin silahına güvenirsen, en ufak çatışmada silah vermeyi bırakır. İşte halk bunları sağlayan lideri görünce bu liderin arkasında durur. Türkiye, bu bahsettiğim olguların çoğunu başarmış durumdadır.

Türkiye’ye ilk geldiğinizde ne hissettiniz?

1978’de Suriye’yi bir terk ettim, 2013’e kadar bir daha Suriye’ye uğramadım. 35 yıl Körfez ülkelerinde yaşadım. 2013’te rejim Kobani (Ayne’l-Arab) gibi Suriye’nin kuzeyindeki bazı bölgelerden çekilince bazı projelerimi gerçekleştirmek üzere Suriye’nin kuzey bölgelerine yerleşmek istedim. Eğitim ile alakalı bölgeyi kalkındıracak bir takım projelerimi Kobani halkına sunayım istedim. Ama tabii PYD’nin elindeki bir bölgede bunu gerçekleştirmek zor oldu. “Niye Kobani’ye döndün?” diye sordular. “Burası benim memleketim. Hemşerilerime hizmet etmek için geldim” dedim. “Projelerin neler?” dediler, “Ekonomiyle alakalı projeler” dedim.

Soran kim?

PYD liderleri…

Kimlerdi lider olarak?

Askerler ve sivillerden oluşan 7-8 kişilik bir lider kadrosu kurmuşlar. Onlara Kobani’deki medreseler, camiler ile alakalı proejelere sahip olduğumu söyledim. “Zaten siyaset yapmıyorum” dedim, onlar da “İstişaremizi yapalım, bildiririz” dediler. Yapmışlar istişarelerini, cevap geldi: “Aile ziyaretleri dışında Kobani’ye girişiniz yasaktır.” Yani memleketini ziyaret edebilirsin ama İslami, ekonomik hiç bir çalışma yapamazsın. Resmi şekilde bu açıklamayı yaptılar. Suriye’de kendi ülkemde, kendi memleketimde yapamadığım hizmetleri burada, Türkiye’de yapabildim. Türkiye’de çok sayıda merkez açtık. Zehra Üniversitemizi açtık. Üniversitemizi uluslararasılaştırdık. Amerika’daki, Malezya’daki üniversitelerle anlaşma yaptık. Türkiye’de rüyasını kurduğum fırsatlara eriştim elhamdülillah.

PYD’nin size karşı tutumundan bahsettiniz. Zannediyorum kardeşiniz hakkındaki sorulardan çok hoşnut olmuyorsunuzdur ama ben yine de soracağım…

Soramazsınız diye bir şey yok tabii…

Kobani’ye girmenize yasak koyan kişi zannediyorum öz kardeşiniz Salih Müslim idi. Kardeşinizin yasak koyması karşısında ne hissettiniz?

Kobani’ye girmeden önce onu, kardeşimi aradım. “Kobani’ye gideceğim ve kafamda bazı projeler var” dedim. Bana “Kobani’deki lider arkadaşlara, projeler açacağını, Kürt halkına hizmet edeceğini bildireceğim. Ve onlar seni güzelce karşılayacaklar” dedi. Buna binaen Kobani’ye gittim. Ben Kobani’ye girdikten sonra PYD liderleriyle böyle bir cepheleşmeye maruz kalınca Salih’i bir daha aradım. “Bana izin verileceğine dair söz vermiştin. Buradakiler böyle böyle diyorlar” diye söyledim. “İşte, onlar senden korkuyorlar, islami akım” filan gibi şeyler söyledi. Dedim ki, “Ben burada siyaset yapmayacağım, liderlik yapmak gibi bir kaygım yok. Sadece halka İslam’ı anlatacağım, sadece halkıma, memleketime hizmet edeceğim” dedim. “Tamam ben bir daha arayacağım” dedi. Ama sonunda anladım ki, onun elinden gelen bir şey yok.

PYD lideri Salih Müslim’in elinden gelen bir şey yok, diyorsunuz?

Elinden gelen bir şey yok!.. Suriye’nin kuzeyini yöneten de Kandil ekibidir. Bunları görünce onu terkettim. 5 sene oldu, konuşmuşluğum yok. Kardeşimin gençliğinde mayası temizdi.

Geçmişte iyiydi, sonradan mı böyle oldu diyorsunuz?

Muhafazakâr bir ailede terbiye edildi. Ailemiz en başta muhafazakâr bir aile. Küçük, büyüğüne saygı gösterir. Ben ondan 10 yaş büyüğüm. Bana da daima saygı gösterirdi. Bir şey söylediğimde açıkça karşı gelmezdi. Elinden bir şey gelmediğini görünce, o temiz mayasının Kandil ekibinin hizmetine girdiğini gördüm. Kandilciler, ne medeniyetten anlar, ne İslam’dan anlar, ne ahlaktan anlarlar.

Yani mayası sağlam olan bir insan kaçmak için fırsat kollamaz mı o ekipten?

Irkçı düşünce esir almış onları… Irkçı düşünce, İslam’ı geri kalmamızın sebebi olarak gösteriyor. İslam’ın medeniyet demek olduğunu bilmiyor ki! Mayası temiz, fikirleri sapık…

Ne zaman kapıldı bu fikirlere?

İstanbul’da okuduğu zamanlarda Öcalan ile karşılaştı. 70’lerde öğrenci olduğu yıllar, 20’li yaşları. İngilizce öğrenmek istiyorum, dedi. Onu İngiltere’ye gönderdim. 2 sene İngiltere’de kaldı. Suudi Arabistan’da 10 yıl Petrol Bakanlığı’nda çalıştı. Benimle kalıyordu o yıllarda. O yıllarda namaz kalıyordu. Sonra bir anda Suriye’ye gitmeye karar verdi. 1987 gibi, Öcalan ilk eylemlerini başlattığı yıllarda onu da Suriye’ye istemişler. 2005’te de PYD’yi kurdular. Ama tabii fikirleri, siyasetleri PKK ile aynı.

Bölgenin tarihsel boyutunu konuşacak olursak, geçtiğimiz günlerde Kütahya’da Sultan II. Abdülhamid’i konu alan bir uluslararası sempozyumda konuştunuz. Nedir Sultan Abdülhamid’in sizdeki yeri?

Suriye’de özellikle birinci ve ikinci dünya savaşları sonrası yoğunlaşan ulusalcılık ve Nasırcılık’tan sonra ırkçılık bütün Şam coğrafyasına yayıldı. Bu düşüncenin yaygınlaşmasıyla da bütün okul kitaplarına “Osmanlılar sömürgeci ve işgalcidir” ibareleri girdi. Ama pek tabii halkın belli kesimleri, öğrenciler, ulema bunun ırkçı düşünceler olduğunu ve gerçeğin tam aksi olduğunu söylediler yıllarca. Suriye’de meşhur 6 Mayıs şehitleri vardır, her yıl törenlerle geçer. Kimdir bunlar? 7-8 kişiyi Cemal Paşa idam etmiştir. Bir kısmı Hristiyan olan bu kişilerin hepsi Fransız Konsolosluğu ve İngiltere Konsolosluğu ile ilişki içindeydi. Osmanlı’ya da Suriye’ye de ihanet eden bu kişilerin idam yıldönümü bu gün resmi tatil ile matem günü ilan ediliyor. Çok sayıda insan bu törenlere karşı çıktı ve halkta bu uyanış başladı. Suriye halkı tarihsel süreçte Osmanlı’yı sevdi. Osmanlılar, sömürgecilere karşı Arap halklarını korudu. Özellikle Sultan II. Abdülhamid’in Filistin konusundaki tavrı nesilden nesile aktarılıyor. Arap gençleri Sultan II. Abdülhamid’in Filistin’deki tavrını Türk gençlerinden daha iyi özümsemiş durumda. Gençleri eğitecek bir müfredata ihtiyaç var. Batılı gazeteler, müsteşrikler Osmanlı sultanlarına saldırıyor ki, Müslüman gençler aradıkları lider ruhunu, kahramanlıkları onlarda bulamasınlar.

Peki bugün bütün İslam dünyası, özellikle de Arap ülkeleri kan ağlıyor. Tutuklamalar, işkenceler, geri kalmışlık, yolsuzluklar… Bu bölgede zulmün kökenleri nereye dayanıyor?

Zulüm bütün asırlarda vardı. Kötü örnekleri Hulefa-i Raşidin döneminden sonra bulabilirsiniz. Bazıları oturdukları koltuğu baskı için, zulüm için kullandı. Ama genel olarak Müslümanların devletleri, İslam devletleri oldu. Yani önceki asırlarda zulüm, ferdi idi. Kötü halifenin ardından iyi halife gelip hataları düzeltiyordu. Ama zulmün bu kadar yaygınlaşması, ve sistematik hale gelmesi son dönemlere rastlıyor. II. Abdülhamid Han, azledildiği zaman zulüm başladı. Irkçı ideolojiler, ülke yönetimlerini ele geçirdikçe zulüm de arttı. İslam ile yönetildiğimiz takdirde bu zulüm bitecek.

Fahrettin Dede

SON EKLENEN FİRMALAR
[anket id=11426]

Ufuk Gazetesi Hollanda'nin en uzun soluklu Türkçe gazetesi Türkiye haberleri - nieuws van Turkije, Hollanda haberleri - nieuws van Nederland