Ufuk Gazetesi

Ahmet Akgündüz’den bomba ‘DERİN DİYANET’ iddiası.

Ahmet Akgündüz’den bomba ‘DERİN DİYANET’ iddiası.
105
16 Mayıs 2019 - 14:00

Hollanda İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr Ahmed Akgündüz’den Diyanet İşleri Başkanlığıyla alakalı bomba iddialar geldi.

Rektör Akgündüz’ün gazetemizle paylaştığı e-postadaki iddialara göre Diyanet İşleri Başkanlığı yakın zamanda gizli damgasıyla bir rapor yayımladı. 225 sayfalık bu raporda İhsan Şenocak, Nurettin Yıldız ve Cübbeli Ahmed Hocalar hakkında da ilginç iddialar yer alıyor.

NOKTASI VE VİRGÜLÜNE DOKANMADAN YAYIMLIYORUZ. İŞTE O İDDİALAR

Diyanet İşleri Başkanlığı yakın zamanda gizli damgasıyla ve “DİNÎ-SOSYAL TEŞEKKÜLLER,GELENEKSEL DİNÎ-KÜLTÜREL OLUŞUMLAR VE YENİ DİNÎ YÖNELİŞLER” adıyla bir rapor yayınladı.

Bu 225 sayfalık Rapor, aslında, bazan içine zehirler, yanlış yaklaşımlar ve hatta yalanlar zerkedilmiş akademik bir çalışmadır. Böyle bir çalışmaya bütün Türkiye’nin ihtiyacı bulunmaktadır ve hatta Diyânet’in vazifesidir. Ancak keşke içine zehirler, yanlış yaklaşımlar ve hatta yalanlar zerkedilmiş olmasaydı.

Bu Rapor hakkındaki kanaatimiz, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Muhammed Abdüh’ün Tefsiri olan Menâr Tefsiri hakkındaki şu sözleriyle aynıdır:

Muhammed Abdüh, bazılarınca yerden yere vurulan ve ba­zılarınca da göklere çıkarılarak “imam” ünvanı verilen bir şah­siyettir. Yarım kalmış bir tefsiri ve on küsur küçük eseri vardır. Kendisini sevenler onu ‘ îmam” diye vasıflandırır ve son asrın yetiştirdiği büyük müçtehitler arasında kabul ederler. Sevme­yenler ise, onun ‘imam” olduğunu haklı olarak kabul etmedik­leri gibi, işi çığırından çıkararak onu dine karşı olan bir mason olarak vasıflandırırlar.

Meselenin hakikati şu olsa gerektir: Mu­hammed Abdüh, Mısır müftüsü olacak liyakate sahip bir İslâm âlimidir, allamedir. Ancak “akıl ile nakil taarruz ederse (çatı­şırsa) akıl tercih ve nakil te’vil edilir” kaidesini kendi aklına göre yorumlamıştır. Bu kaidenin ‘fakat akıl, akıl olsa gerektir” kaydını unutmuş ve akıl feneriyle Kur’an denizinin derinliklerin­deki her çeşit cevheri bulabileceğini zannetmiştir. İslâm birliği­nin atesli müdafilerinden birisi olan Abdüh, bir yıldız böceği gibi olan akıl fenerine güvendiği için bazen açık hakikatları tahrif e­decek kadar ileri gitmiştir. Misal olarak Elmalılı Hamdi’nin şu ifadelerini nakletmekte fayda görüyoruz:

“… Hammer’in bile bir ihtimalden ileri götürmediği bu fil vak’asındaki ebabil kuşları­nın attığı taşların) çiçek illeti (olduğu) sözünü, teessüf olunur ki, Abdüh, fahiş bir tedlis ü tagsis ile tevatür miyanına karıştırıp rivayetlerin ittifak ettiği sahih bir haber imiş gibi ileri sürmeğe çalışmış ve güzel bir başlangıçla başlayan kelâmını güya bir in­celik göstermek üzere mikroplara bulamıştır.” (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, 6126 vd.)

DERİN DİYANETİN GİZLİ RAPORU HAKKINDAKİ GENEL TESBİTLERİM

BİRİNCİSİ, Her ne kadar kamuoyuna açıklanmasa da bu Rapor, Diyânetin resmî raporudur. Bir yazarın Diyânet İşleri Başkanına telefon ettiği ve onun da bunu inkâr ettiği şeklindeki iddalar yalandır. Zira Rapor’un 8. Sayfasında gayet açık olarak Rapor’un daha evvel yazımına başlandığı ve ancak 2016 yılından itibaren Din İşleri Yüksek Kurulunun İNANÇLAR VE DİNÎ OLUŞUMLAR KOMİSYONU tarafından tamamlandığı açıkça ifade edilmektedir.

İKİNCİSİ, Raporun içine zerkedilen zehirler, yalanlar ve yanlış yaklaşımlar, bu kuruldaki modernist ve reformist kafalardan gelmektedir. Muhterem Tayyib Erdoğan’ın uzun iktidarı döneminde, manen onu bitirecek en büyük hatası, İlahiyat Fakültelerini ve Diyâneti, kısmen de olsa Modernistlere ve Reformistlere teslim etmesidir. İlahiyat Fakülteleri ve Diyânetteki bu yozlaşma, 28 Şubat Döneminde bile bu kadar tahribât yapmamıştır. Bunun isbatı şudur:

20 küsur yıl önce Kahire’de resmî bir toplantıya katıldım. Diyânet İşleri Başkanımız da oradaydı. Bu zatın namazlarını pek kılmadığı söyleniyordu. Tabii ki, Allah bilir. Bir günün sonunda akşam ezanı okuyordu ve aramızda şöyle bir konuşma geçti:

  • Hocam Akşam namazını beraber cemaatle kılalım.
  • Sen kıl ve bana da dua et. Ben odama çıkıyorum.
  • Hocam belin bükülmüş; yakında öleceksin.
  • Akgündüz Hoca! Rabbim kusurlarımızı affedecektir. Bu 28 Şubat döneminde Ehl-i Sünnete öyle hizmet ettim ki, günahlarıma keffâret olacaktır. ZİRA DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULUNU BİR ÜYE HARİÇ EHL-İ SÜNNET ÂLİMLERDEN TEŞKİL EYLEDİM.

İşte Tayyib Erdoğan ve ekibi buna muvaffak olamadı. ZİRA DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULUNU yâd ellere teslim eyledi. BU RAPOR, KURULDAKİ ZEHİRLİ ANLAYIŞIN ACI MEYVESİDİR.

ÜÇÜNCÜSÜ, Rapor’da yeri geldikçe bu modernist ve reformist zihniyetin izlerinin görmek mümkündür. Bir örnekle yetineceğiz:

“Aşırı Ehl-i Sünnetçi söylemin en büyük açmazı, fıkıh yapmanın bir yorum eylemi olduğunu unutmalarıdır.”; “Dinî ilimler sahasında artık mezhepler ve meşrebler üstü bir yaklaşım kabul görürken, Şii, Mu’tezilî ve diğer görüşler, ders kitaplarına girmeye başladı. 1980 öncesi tartışmalarda içtihad fikrini savunup mezhep sınırlarını aşmayı öneren HAYRETTİN KARAMAN’ın fikirleri, muhafazakârlar tarafından dan kabul görmeye başladı.” (Rapor, sh. 9-22).

Halbuki biliyoruz ki, İslam hukukundaki fıkıh hükümleri iki kısımdır: Birincisi; Doğrudan doğruya Kur’ân ve sünnete dayanan ve fıkıh kitaplarında tedvin edilmiş bulunan hükümlere şer‘î hükümler, şer‘-i şerif veya şer‘î hukuk denmektedir. İslam hukukunun % 85’ni bu hükümler teşkil eder. Bu sebepledir ki, Molla Hüsrev’in “Dürrer ve Gurer”i ile İbrahim Halebî’nin “Mülteka” sı Osmanlı Devletinin medeni kanunu olarak görülmüştür.

İkincisi; şer‘î hükümlerin tanıdığı sınırlı yasama yetkisine veya içtihad esasına dayanılarak, özellikle malî hukuk, toprak hukuku, ta‘zir cezaları, askerî hukuk ve idâre hukukuna ait hukukî düzenlemeler ve temelini örf-âdet, âmme maslahatı gibi tâlî kaynaklar teşkil eden içtihadî hükümlerdir ki, bunlara da örfî hukuk, siyâset-i şer‘îye, kanun kanunnâme ve benzeri isimler verilir. Bunlar da şer‘î esasların dışına çıkamayacağı için, İslâm  hukukunun dışında bir hukuk nizâmı olarak kabul edilemez.

BU İKİNCİ KISIMDA, ASRIN ŞARTLARINA GÖRE YENİ DEĞİŞİKLİKLERİN YAPILACAĞINI KİMSE İNKÂR ETMEMEKTEDİR.

“Ümmet-i İslâmiyenin ahkâm-ı diniyede gösterdiği teseyyüb ve ihmalin bence en mühim sebebi şudur:

Erkân ve ahkâm-ı zaruriye ki, yüzde doksandır. Bizzât Kur’anın ve Kur’anın tefsiri mahiyetinde olan sünnetin malıdır. İçtihadî olan mesail-i hilafiye ise, yüzde on nisbetindedir. Kıymetçe mesail-i hilafiye ile erkân ve ahkâm-ı zaruriye arasında azîm tefavüt vardır. Mes’ele-i içtihadiye altun ise, öteki birer elmas sütundur. Acaba doksan elmas sütunu, on altunun himayesine vermek, mezcedip tâbi kılmak caiz midir?” Sünuhat-Tuluat-İşarat ( 30 )

DÖRDÜNCÜSÜ, Rapor’da tamamen ehl-i sünneti müdafaa eden İhsan Şenocak ve Nurettin Yıldız gibi zatlar, sanki  ehl-i sünnetten ayrı bir grup varmış gibi GELENEKÇİ diye adlandırılmış ve hatta Cübbeli Ahmed Hoca’nın Mu’tezile hakkında kullandığı ama Türk Toplumundaki manasıyla değil Arapça’dakai EHL-İ DALÂLETin karşılığı olan SAPIK GRUP ifadesi tenkit edilmiştir. Halbuki Cübbeli Hoca haklıdır. (Rapor, sh. 115-122).

BEŞİNCİSİ, Rapor’da, “DİNÎ OLUŞUMLARDA GÖRÜLEN BAZI AŞIRI ÖZELLİKLER” başlığı altında, soyut iddialar dile getirilmekte ve müşahhas misaller verilmesinden ısrarla kaçınılmaktadır. Mesela, zayıf ve uydurma hadislere dayandıkları iddia edilmekte; ancak misal verilmemektedir. Zira müşahhas misal zikretseler, cevapları verileceğinden emindirler. (Rapor, sh. 23-41).


SON EKLENEN FİRMALAR

Ufuk Gazetesi Hollanda'nin en uzun soluklu Türkçe gazetesi Türkiye haberleri - nieuws van Turkije, Hollanda haberleri - nieuws van Nederland