Ufuk Gazetesi

Kutsal aşı

Kutsal aşı
Murat Yakar
Murat Yakar( rsmmrt68@hotmail.com )
136
02 Temmuz 2019 - 13:38

Dünyayı varlığıyla şereflendiren yaratılmışların en yücesi ‘insan’ bir çok aşamalardan geçtikten sonra hayatın değerinin ve anlamının farkına varabiliyor.

Tıpkı bir usta işçinin ağacı eline alarak tespihe, kemana, kaleme, saksıya veya kaşığa dönüştürmesi, her gün hedefe giden yolda yılmadan, usanmadan, sabırla adım atması gibi.

Bu anlamda çocuk yetiştirmek de bir sanattır  diyebiliriz aslında.

Ünlü Çinli Filozof Konfüçyüs,

“Eğer gelecek yılı düşünüyorsanız prinç ekin, on yıl sonrasını düşünüyorsanız ağaç dikin, yüzyıl sonrasını düşünüyorsanız insan yetiştirin.” diyerek çocuklara yapılacak yatırımın önemine vurgu yapmıştır.

H.z Ali (r.a) ise,

“Yedi yaşına kadar çocuğunuzla oynayın, onbeş yaşına kadar arkadaşlık yapın, onbeş yaşından sonra da onunla istişare edin!” diyerek daha da ilerisine, yani, gençliğe işaret etmiştir.

Gençlik toplumun umudunu, ilerleme ve var olma gücünü temsil eder. Bu nedenle geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin öz dini ve kültürel değerleriyle yetişmesi oldukça önem arzetmektedir. Şayet geçlerimize bu önemi ve değerleri veremezsek, içlerinde oluşan boşluğu “yabancı değerler” ile dolduracaklardır ki, tabiat asla boşluk kabul etmemektedir. Senin, benim ve ailenin sahip çıkamadıklarına birileri mutlaka sahip çıkacaktır.

Yabancılaşma, gençlerimizin önündeki en büyük tehlikedir. Yabancılaşmanın nedeni ise; milli  duygudan mahrumiyet, kültürel değerler ile inançların kaybıdır. Öyle ki; bu kayıpla insani değerlerin kaybı da kolaylaşmakta, sonrasında ise şahsiyet bunalımı, ahlaki düşüklük, yozlaşma, yabancılaşma ve kimlik erozyonu belirtileri ortaya çıkmaktadır ki, son zamanlarda nasıl bir zamana girdik, “AMAN ALLAH’IM” sorusunun cevabı da bu çıkışın altında yatmaktadır aslında.

Şuurlu bir milliyet ve din duygusu; iman ve bilgi sahibi olmakla mümkündür. İman ve bilgi ise insanlığın vazgeçilmezidir. Onları hep el üstünde tutmalı, yaşamalı ve yaşatmalıyız. Aksi halde madde ve insanlık denizinde bir toz zerresi durumuna düşer, kaybolur gideriz.

Düşeni kaldırmak, unutmuş olana hatırlatmak, uzaklaşmış olanı yakınlaştırmak, kaybetmiş olana ulaşmak ve uyumuş olanı uyandırmaksa elbetteki bizlerin asil görevleri olmalıdır.

Sosyal bir varlık olan insanın içinde yaşadığı toplumda huzur içierisinde yaşamını devam ettirebilmesi için; toplumu oluşturan bireylerin temel ahlaki özelliklere ve biliçli iman anlayışına sahip olması gerekir. Sadece imanla yetinerek ibadetleri ihmal etmek ise bir takım sorunlar meydana getirir. Her sorun; özellikle imanı, ahlaki ve manevi sorunlar gençleri olumsuz yönden etkiler. Bu husus Hıristiyan kültürün hakim olduğu toplumlarda yaşayan Müslüman geçlerin; daha dikkatli olmaları, dil ve kültürlerine, milli ve manevi değerlerine sahip çıkmaları, İslam ve Kur’an ahlakından uzaklaşmamaları açısından hayati önem arzetmektedir.

Dillerini unutanlar, dinlerini de unuturlar. Bunun tedbirini almak en başta anne babalara düştüğü gibi, her merci ve makamdaki ilgili ve yetkililere de düşmektedir.

Doğulu bir düşünür, “Sizler yaysınız, çocuklarınız ok. Onlar ileriye atılmış oklardır. Sizden ama sizin değil.”diyerek gençlerimize güvenmemize ve onlara hareket alanlarında fırsatlar vermemizin gerekliliğine işaret etmektedir.

Gencin korkusu sadece yaşıtları tarafından reddedilmek değildir. Henüz kimliğini netleştirememenin sıkıntılarını yaşıyor belki de. Hayatta olmazsa olmazları, aslaları vardır. Onlara hayat ipi zannederek sıkı sıkıya sarılır. Oysa hoşgörü ve sabır kavramlarını henüz hayatına sokmamıştır. Tarifsiz ivedilikle bir yerlere yetişecektir sanki. Yaşlı insanımızınsa tecrübeyle sabit deneyimleri vardır halbuki. Hayat yağıyla iyice kavrulmuşlardır onlar. Bu deneyimler sayesinde; kime, nerede ve ne zaman davranılması gerektiğini iyi bilirler. İşte bu deneyimler sayesinde gençlerimizi daha iyi anlamaya çalışarak, hatta onların kültür dünyalarına girip, o kültürün içerisine kutsal inanç aşısını yapabilecek bir iletişim diline şiddetle ihtiyacımız var. Ancak bu iletişim baskı ve zorlamayla olmamalı. Zira burada H.z Peygamber’in (s.av), “Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz, kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz.”Hadis-i şeriflerini hatırlatmak isterim. Kaldı ki bir Ayet-i Kerime’de Cenab-ı Hak Peygambere dahi zorlama hakkı vermeyerek, “Sen onlar üzerine zorlayıcı değilsin” şeklinde seslenmektedir.

Son olarak özellikle yurt dışındaki gençlerimizin ve onları yetiştiren ailelerin; manevi ve kültürel miraslarımıza da sahip çıkarak, ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeleri gerekliliğine vurgu yapmak istiyorum.

Değerlerimizi hem bölge, hem de dünya insanlığına kazandıracak geçlerimizi her türlü antisosyal davranış ve kötü alışkanlıklardan korumalıyız. Özellikle de imandan uzaklaştıracak sanatizm ve ateizm akımlarına karşı. Bu akımların yanısıra misyonerlik faaliyetleri başta olmak üzere, etkilenmemek adına bazı televizyon ve yazılı basın organlarına karşı da dikkatli olmak gerekir. Zira nice insan vardır ki iman ettikten sonra sapıtmış Hak yolundan sapmışlardır. Mümin olarak kalabilmek ve müslüman olarak ölebilmek son nefese kadar imanı koruyabilmeye bağlıdır. Yüce Rab’bim bizlere son nefesimizde imanla gitmeyi nasip eylesin.

Vesselam,

SON EKLENEN FİRMALAR

Ufuk Gazetesi Hollanda'nin en uzun soluklu Türkçe gazetesi Türkiye haberleri - nieuws van Turkije, Hollanda haberleri - nieuws van Nederland