Ufuk Gazetesi

Umduğunu bulamayan misafirler-1

Umduğunu bulamayan misafirler-1
Yaşar İçyüz
Yaşar İçyüz( yhanim01@hotmail.com )
207
17 Aralık 2019 - 15:00

Merhaba değerli kardeşlerim. Allah’ın selamı üzerinize olsun.

Bu yazı dizimizde genç kuşaklarımızın yaşanmış öykülerini sizlerle paylaşacağım.

Bu öyküler; 43 yıllık gurbetçiliğimde, gerçek yaşanmış öykülerden yola çıkacağım ve yeni nesil evlatlarımıza ibret olacak İnşaAllah.

Nasıl ki insan hayatı bir sayfaya sığamaz. Biz de öykülerimizi satırlara sığdıramıyoruz. Bu sebeple her öykümüzü dizi olarak sizlerle paylaşacağız. Ortalama 2  hafta da bir; halkın gazetesi olan, sosyal dertlerimizin rehberi, örnek, dürüst toplumun dili UFUK gazetemizde bu öyküleri takip edebilirsiniz.

***

1970 yıllarında Türkiye’mizin güzel beldesi Karadeniz’in bir köyünden gelir Yunus bey, hanımı Asiye, bir kızı ve iki oğlunu anasına babasına emanet eder düşerek Hollanda yollarına. Bir hemşerisinin arabasında gümrüklerde arabada saklanarak.

Öldüren bir heyecan ve korku.

Hollanda gümrüğüne yakın bir köy yolu üzerinde arabadan iner, çiftliklerin arka yollarından en az 2 km yürüyerek polisler görmesin diye çalıların arasından geçerek hemşerisinin tarif ettiği ana yola zorluklarla çalı çırpıdan elleri yırtılarak çıkar. Tekrar arabaya binerek Rotterdam’a gelirler. Yunus bey bu macera ile Hollanda gurbetçiliğinin ilk zorlu gününü yaşamıştır. Yaşamı boyunca Hollanda’ya ilk girişini hiç unutmadı. Rotterdam’da bir çiftlikte uzun bir zaman çalıştı pansiyonda kaldı. Daha sonra hemşerileri Yunus beyi Arnhem’in küçük şirin bir köyünde iş bularak, yanlarına alırlar.

Zorlu uğraşlardan sonra çalışkanlığı ile patronuna kendini beğendirmişti. Patronu oturma müsaadesini de alır. Böylece Hollanda’ya yerleşmeye karar verir.  

Evini tutar hazırlar, eşi Asiye hanım ve 3 çocuğunu da uçakla getirir. Türkiye’de köy hayatından çıkmış kendini Hollanda’da yaşamaya alıştırmaya başlamıştı. Çok hoşuna gidiyordu. Yeri gelince doktor eve kadar geliyordu. Türkiye gibi hemen para almıyordu doktor. Sağlık sigortası hemen karşılıyordu hastalıkları. Bahçe tarla yoktu Yunus bey de. Sabahın köründe kalkmakdan da memnundu. Hollandalıdan ikinci el almıştı tüm evin eşyasını. Renkli değildi ama televizyonları bile vardı. Köyde bu lüksün hiç biri yoktu. Hafta sonları hemşerileri geliyor ya da Yunus beyler çoluk çocuk onlara gidiyorlardı. Yiyip içiyorlar sohbetler ediliyordu, keyifler iyiydi. Ancak Asiye hanım mutlu değildi! Köy hayatını özlüyordu. Bağını bahçesini, koyun kuzu, çay bahçelerini, fındık bahçelerini, komşularını çok özlüyordu. Ama çaresiz gelmişti bir kez! Eri nerdeyse oda oradaydı.

Asiye hanım 10 yaşındaki kızı Fadime ve oğulları 5 yaşındaki Temel ve bir yaşındaki kucağında Dursun’la gelmişti. Tek meşgalesi çocukları idi. Zaten onlara iyi bir istikbal deği miydi gurbete çıkmalarının tek nedeni?

Ve Zaman böylece akıp gidiyordu.

Gel zaman git zaman 5 yıl aktı geçti. Fadime büyümüş 15 0lmuştu. Asiye hanım’da eşinin yanında çalışmaya başlamıştı. Fadime kardeşlerine bakıyordu. Yunus beyin çalıştığı fabrika lastik firması idi. Yunus bey eşini de yanına almıştı ancak Asiye hanım kısa zamanda astım hastalığına yakalanmıştı. Bir süre daha çalışan Asiye hanım hastalığı nedeni ile işi bırakmak zorunda kalır. Yürekleri rahattı. Asiye hanımın hastalık kasasından maaşı devam edecektir. Böylece yaşamları mutlu bir şekilde devam eder. Bu güzel yürekli aile sıcacık ve samimidir. Oğulları oldukça utangaç, terbiyeli, saygılı tertemizdi. Saf ve duru bir su gibiydi evlatları. Köy terbiyesi Yunus beyin atalarından mirastı. Bu düzen Yunus bey ve Asiye hanımın evlatlarını çok titiz yetiştirmelerinden kaynaklanır.

O yıllarda Hollanda’da camii ve diyanet olmadığı için çocuklarını dini bilgileri için komşu çocukları ile beraber merkezden biraz uzak olan bir camiye Kur’an ve dini akidelerini öğrenmeye  gönderiyorlardı. Zamanın nasıl aktığını yaşam telaşından fark etmiyorlardı. Birkaç yıl sonra kızları Fadime 16 yaşına gelmişti, Fadime kardeşlerine baktığı için fazla okula gidememişti. Tombul cana yakın, samimi, hamarat saygılı bir kızdı. Mahalle Fadime’yi çok seviyordu. Sık-sık yakın çevre hemşerilerinden dünürcüler geliyordu. Yaşı küçüktü ama gösterişli bir kızdı Fadime. Hollandaca bilmiyordu. Zaten arkadaşı da yoktu. Annesi babası aklı çelinir, gözü açılır diye Hollandaca dil kurslarına yollamıyordu. Tek meşgalesi, nakış örgü yemek ev işi öğrenmekti. Yunus bey Fadime’nin daha fazla göze batmaması için memleketlerinden akrabaları olan Asiye hanımın kız kardeşinin oğlu İbrahim ile evlendirir.

“İbrahim’de oğulları kadar terbiyeli, saygılıdır, tencere yuvarlandı kapağını buldu” derler. Görücü usulü olmasına rağmen İbrahim ve Fadime neşeli, konuşkan, birbirine uygun bir çift olmuşlardı.

Zaman akıp gidiyordu.

Aileye bir kız bebek daha katılması ile aile daha da büyüdü. Zehra koydu Yunus bey kızının adını. Böylece bu güzel aile mutlu huzurlu yaşayıp gidiyorlardı. Zaman da onlar fark etmeden akıp gidiyordu. Dursun ve Temel delikanlı olmuştu. Temel askerlik parasını biriktirmek için babasının yıllardır çalıştığı lastik fabrikasında çalışıyordu ve evliliğe hazırlanıyordu. Damadını da aynı fabrikaya alan Yunus beyin keyfi iyi idi. Yunus bey Fadime’yi de aldırdı yanına arada;

“Kız Asiye haça uşakları da ever ursak kofumuza bak gayur” der.

Asiye hanım da, “İnşallah Yunus efende, o günlerde gelecektir elbet” diyerek kocasının mutluluğuna katılıyordu.  

Dursun henüz 15 yaşındaydı. Sarışın, beyaz tenli, konuşmaya utanan ve futbol delisi bir delikanlıydı. 

Babasının da futbolu sevmesi ve Dursun’u desteklemesi Dursun’un futbol hayatının başlaması oldu.

Yunus bey, D”ursun hey uşağım gün gelecek Milli tahkimde oynayacaksan da! Bende gururlanacagum.” Diyerek hayaller kuruyordu. Çocuklarını gözünden esirgeyen Yunus bey evinde sıkı bir disiplin kurmuştu. Gece hayatı yoktu, her yere enişteleri ve ablaları ile birlikte gidiyorlardı. Küçük Zehra ve Dursun okula gidiyorlardı. Her şey güzeldi ancak Yunus beyin tek eksik yanı çocukları ile çok mesafeli olmasıydı.

Dursun’u iyi bir futbolcu yetiştirmekti amacı. Temel’e olan hevesi kırılmıştı. Temel daha çok iş hayatına hevesliydi. Temel ilerde çok büyük iş adamı olmayı hayal ediyordu. Dursun kendi halinde sessiz, durgun, içine kapanık bir gençti. Tek sırdaşı ablası Fadime’ydi. Fadime ara-sıra dursun harçlık verir nazlandırırdı Dursun’u. Dursun’da o gün okulda neler olup bittiğini ablasına anlatırdı. “aba” diyordu ablasına . Bütün çocuklar  “ana” diyorlardı Asiye hanıma. Yıllar bu terimi değiştirememişti. Bir kaç yıl sonra Temel’i nişanladılar.

Dursun süper futbolcu olmuştu ve Fadime’nin de güzel bir kızı olmuştu. Hepsinin hayali bir gün Durusun’un Milli takımda oynaması idi. Ailece tüm maçları izlerlerdi. İzlerken Yunus bey, “he, Asiye. Benim uşağımı da bir gün tüm Türkiye keyif ilen alkışlayacak. Ben de kayyumdan hamsi gibi oynayacağım” der, aile kahkahalar la evi çınlatırdı.

Dursun gülümseyerek; şımararak, nazlı-nazlı fakat bazen bir o kadar da derin-derin bakardı babasının gözlerine.

İnsanoğlu bilse kaderin oyunlarını. Şöyle bir bakabilse kaderin penceresinden. Ah bir bilebilse kaderin neler göstereceğini…

O zaman belki analar-babalar kadere karşı gücü yettiği yere kadar kale olurlardı. Sur örerlerdi etrafında.

Yunus beyin gözünden esirgediği evlatlarını yaşamlarında nelerin beklediğini,

Hangi yönlere savrulduklarını,

iyi mi kötü mü,

Ama hepsini detaylarıyla bir sonraki yazımız da, Yunus beyin evine konuk olduğumuzda öğreneceğiz İnşaAllah.

Bu yaşanmış öykünün devamını takip için siz gönül dostlarımı 2 haftaya kadar ikinci bölüm de bekliyorum.

O zaman görüşünceye dek, Allaha emanet olunuz…                                                                                           

SON EKLENEN FİRMALAR

Ufuk Gazetesi Hollanda'nin en uzun soluklu Türkçe gazetesi Türkiye haberleri - nieuws van Turkije, Hollanda haberleri - nieuws van Nederland

film izle