Ufuk Gazetesi

Umduğunu bulamayan misafirler-2

Umduğunu bulamayan misafirler-2
Yaşar İçyüz
Yaşar İçyüz( yhanim01@hotmail.com )
358
27 Ocak 2020 - 19:45

Merhaba sayın gönül dostlarım. Evet dizi öykümüz devam ediyor.

Dursun’umuzun spor hayatına bir arkadaş, bir de Hollandalı kız arkadaş girmiştir. Bu Durusun’un çok hoşuna gidiyordu. Dursun çok havalıdır. Babası spor başarısından ötürü, Dursun’u şımarttığının farkında bile değildi. Dursun arada bir diskoya takılmakta. Babası sorduğu zaman, biraz utangaç bir tavırla: “Bubam Hollandalı kız ilen dolaşıyorum” diyerek geçiştiriyordu. Anne: “haça Yunus efendi, ben bu gidişatı hiç beğenmiyorum, bu kızla gezmesi doğru mu da?” Diye arada sorunca, Yunus bey: “uy benim hamsi kadar küçük beyinli görücüm, erkektir da elbette yavuklusu olacaktır. Gençlik var serde” diyerek Asiye hanımı susturuyordu.

İşte böyle; gel zaman git zaman Dursun diskotek çevresinden, biraz Hollandalı biraz Türk arkadaşlar edinmişti. Ara sıra eve arkadaşları ile gelir, odasında imge ve biri Türk biri Hollandalı erkek arkadaşları ile güle konuşa muhabbetler edilirdi. En kötüsü de, çevresinde bütün arkadaşları, sigara içiyordu. Onlara uyarak Dursun’da sigaraya başlamıştı. Hayatı toz pembe görmeye başlamış, spor antrenmanlarını erteleyerek, yavaş yavaş spordan okuldan soğumaya başlamıştı. Oysa Yunus bey Dursun’un okul hayatı ve sporuna o kadar alışmıştır ki, annesinin şikâyetlerine kulak asmıyor, Dursun’a olan güveninden Asiye hanıma devamlı farklı yanıtlar vermektedir. Günlerden bir gün: Dursun İmge’nin doğum gününe davet edilir. Dursun için çok heyecan vericidir. Hediyesini alır gider. İmge has parti vermektedir. Yani gençler evde eğleneceklerdir. Geç saatlere kadar gençler alkol alarak iyice coşmuştur. Dursun bilmediği içkilerden içiyor, eğlencenin zirvesi sandığı, bu ortamda İmge ile romantik danslar yapıyordu. Bir ara Türk arkadaşı Ahmet ve İmge balkona çıkarlar. Arkalarından Dursun’da çıkar. Ahmet elindeki farklı bir sigarayı yakar. Dursun şaşırmış bir halde saf saf sorar: Ula Ahmet o asıl bir sigara. Ahmet bıyık altı gülerek: “oğlum sen daha bebesin boş ver!” Diyerek hafifçe alay eder. Oysa Ahmet 20 yaşındadır Dursun ise 18 yaşındadır. Dursun gocunmuştur. Alkolün verdiği cesaretle, “ayıp olmuyor mu uşağım da!” Diye yanıtlar. Ahmet daha da ileri giderek, “bunu erkek adamlar içer, bu sigarayı içmek cesaret ister” der. Dursun iyice merak eder. Ve birazda kızar arkadaşının aşağılamasına. Sert bir tavırla: “ver bakalım bizde deneyelim” der. İmge Ahmet elini sigaraya uzatırken: “yapma Dursun” diyerek engel olmak ister. Dursun İmge’nin elini iterek, sigarayı ahretin elinden alır. Gözlerini kısarak hafifçe alaycı bir tavırla: “haça bende bakayım nasıl bir civaraymış” diye dudağına götürürken Hollandalı genç arkadaşı, “yapma dursun” der bileğine yapışır. Dursun kızarak, “İmge benden erkek midir Hans” diyerek Hans’ın elinden sinirle elini çeker ve ilk dumanı çeker. Bir sıra daha giderler, derken sigara biter. Dursun neşelenmiştir, ayakları yerden kesilir. Dağıtır iyice. Dans bilmeyen Dursun İmge ile birlikte bütün gece dağıtır. İçki ve esrar iyice dengesini bozar. Gecenin geç saatlerinden bihaber, mutluyum sandığı bu çok yabancı olduğu eğlencenin zirvesindedir. Herkes dağılır. Hans: “hadi Dursun seni eve götüreyim” der. Ama Dursun’da cevap vermeye bile derman yoktur. Koltuğun üzerinde sızmıştır. Dursun’u o halinde bırakıp gider. Hans çok üzülmüştü. Arkadaşının bu ortama alışkın olmadığını biliyordu. Dursun’u nasıl götüreceğini düşünür. Aklına abisi gelir. Dursun’u orada bırakır, hemen döneceğini söyler. Evet, Dursun’un abisini Türk kahvesinde bulacağından emindir.

Semtin Karadenizli kahvesinde bulacaktı. Kumarın çok popüler olduğu bir dönemdir. Maalesef Temel’de burada kumar oynayarak sabahlıyordu. Bunları eşi de biliyordu ama aile büyüklerine söyleyemiyordu.  Kocasının bir gün doğruyu göreceği günü sabırla bekliyordu. Eniştesi de aynı yanlışın içindeydi. Birlikte bu hatayı Fadime’de gelinleri de babalarından saklıyorlardı. Hans bisikletine atlayarak kahvenin kapısına heyecanla gelir, Temel’i bulur. Temel ve eniştesi şaşkın ve endişe içerisinde arabaya  atlayıp İmge’nin evine gelirler. Hans ile birlikte çuval yığını gibi Dursun’u zor güç İmge’nin evinden alırlar. Hans’a teşekkür ederek ayrılırlar. Dursun’u bu halde eve götüremezlerdi! Yunus bey dursun bu halde görse neler olmazdıki.  Tek çare eniştesi eve götürecekti. Zor güç yukarı çıkarırlar, kapıyı açan Fadime telaşlanır. “Uy! Ne oldu uşağıma diye telaş ve hayretle kocasına sorar. Temel: içmiş abam gittik Hollandalının evinde sızmış topladık” der.

“Uy! Ne oldu uşağıma, birinle mi dalaş muştur.” Diyerek söylenir. Enişte: “bağırma la, genç adam içmuş arkadaşlarınla azıcık. Bu gece burada yatsın. Eve götüremeyiz bumbam kıyamadı koparır. İdare ederiz. Gençlik işte.” diyerek Fadime’yi susturur. Oysa Fadime’nin yüreğine çoktan korku, endişe düşmüştü. Fadime türlü endişeli düşünceler içinde sabaha dek uyumaz. Öğle vaktine kadar uyuyan dursun bir baş ağrısı ile uyanır. “Aba! Giz” diye seslenir. Fadime: “zakkum neredeydin dün gecenin bir yarısı? bumban duyarsa vay haline.” diyerek söylenir. Dursun: “ne kızaysan benim tombiğim biraz bira içtim dokundu da. Anama demecesin abacım, Vallahi Billah bir daha içmeyeceğim” der. Fadime kızgın suratını asarak, “demeyeceğim ama bir daha susmam haberin olsun.” der. Fazla dayanmaz yüreği daha kendi çocukken annesi babası işe gittiği zamanlar ne emekler vermişti, ne kahrını çekmişti, elinde büyütmüştü kardeşini.  Kıyamaz, hadi der: “zıkkımlan şu çorbadan gözün açılsın.” Dursun sarılır gıdıklar abasını,”uy kurban olayım sana abuğum” derken, çorbasını kaşıklamaya başlar. İşte böylece Dursun hayatının ilk hatasını yapmıştır. Ahmet o gece kaçmıştır. Ahmet doğu kökenlidir. Ahmet’in abileri uyuşturucu ticareti yapmaktadır. Dursun Yanlış bir arkadaşla hayatına yanlış yerden başladığının, yaptığının büyük bir hata olduğunun farkında bile değildi. Böylece Dursun’un hayatında, beklemediği bir dönem başladı. Temel Hollandalı kız arkadaşı ile sık sık buluşuyordu. Okulu da çoğu zaman asıyordu.

Babası zamanında kendi bir Hollandalı ile macera yaşayamadığı için, Temel’in macerasını hoş görüyordu. Evde sözü geçmeyen Asiye hanım karşıda çıksa Yunus bey: “cahilsin avrat, genç herif haça benim yapamadığım yapay. Ahh ahh! Ben seninle ömrümü harcamışım boşuna, kendimi yakmışım da!” Diyerek biraz espri biraz gerçek kadının kalbini farkında bile olmadan kırıyordu. Temel işten gelince doğru Adıyamanlı arkadaşı Ahmet ile buluşuyordu. Zorla ortaokulu bitirmiş, ben çalışıcım diyerek okulu da bırakmıştı. Ahmet ile daha rahat buluşuyor, daha çok birlikte oluyordu. Artık esrar içmeye alışmıştı. Her gün Ahmet’in abisinden 10 gram alıyor, Ahmetler tenha yerlerde sarıp içiyorlardı. Gözleri kırmızılaşan Temel kafası açılana dek eve gitmiyordu. Böylece 3 ay geçti Evdekiler fark edemiyordu.

Dursun artık serpilmiş, yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Uzun boylu, altın gibi sarı saçları ince zarifti. Yunus bey oğlunun yakışıklılığı ile övünür çevresindeki hiç bir Türk kızını oğluna yakıştırmıyordu. Dursun artık hap ile tatmin olmuyor, uyuşturucuyu burnuna çekiyordu. Doğan’dan temin ederek, Ahmet ile tenha yerlerde kendilerinden geçiyorlardı. Artık spor ,iş sorumluluk düşünemiyordu. Artık sık-sık Amesterdam’a gidiyorlardı. Doğan bir yerlere gidiyor, sonra buluşup gün ağarıncaya dek diskotek diskotek geziyorlardı. Sabahın gece saatleri eve geldiği zaman Yunus bey  söylenmeye başlıyordu. Önceleri sesini çıkartmayan Dursun, gün geçtikçe saygısız oluyordu. Babasına: “buba ben artık 22 yaşındayım, çok üzerime gelmeyin bırakır giderim” gibi, ana babayı üzen sözlerle, tehditler savuruyor, odasının kapısını çarparak, kapatıyordu. Bir gün odasından evin içine tuhaf bir koku girince Yunus bey huylanır, “Hani tövbe etmiştun, deyyusun uşağu. Haçan hiç mi bizi düşünmeyesun. Yavaş yavaş çökeysun utanmiyormusin da!” Diyerek çıkışır. Dursun, büyük bir  öfke ile, “Yeter buba yeter da! Beni bunaltma, senden para pul istemiyorum, düş yakamdan, hayatımdan ben sorunluyum, bana karışmayın” deyince Yunus bey artık, bir baba, bir anne ne derece üzülürse teesüüründen, “git ne halin varsa gör deyyus. Senin sonun iyi değildir.” Dese de zavallı adam anlamıştı acı gerçeği ve elinden bir şey gelemeyeceğini. Dursun gecenin bir vakti kapıyı vurup çıkınca! Boğazı düğümlenerek kısık ve ağlamaklı bir sesle: “hadi hanımcığım hakkımızda hayırlısı olsun” der. Zavallı Asiye hanim, “ahh yunus bey. Sen çok yuz verdun bu uşağa, çok yuz verdin.” derken, hıçkırıkları boğazında düğümlenerek, yüreğine amansız bir sızı çökmüştü.

.  

Temel iyice uyuşturucu müptelası olmuştu. Artık esrar almıyordu. Burnuna pahalı haplar çekiyordu. Hayat dolu Temel gitmiş saldırgan farklı bir Temel gelmişti. Yunus bey sabrını sonlarına doğru yürüyordu. Bir akşam yine son derece sinirliydi. Akşam yemeğinde herkes tedirgindi, sessizdi. Eskiden akşam yemeklerinde, kahkahalar atılan bu sofrada, korkunç bir sessizlik vardı. Herkes gergin; yine baba oğul kavgası çıkacak diye Asiye hanım ve Fadime diken üstündeydi. Yunus bey kaşları çatık, kızgın bir sesle: “ebe! Temel efende: haça işsiz güçsüz koldun sesumuz çıkmadı? Akili burktun ses etmeduk, sporu bıraktun sustuk, cahildir akıllanur dedik. Olmadı haça şimdi ne olacak da?” Diyerek kızgınca sorar. Temel: “elbet bulaca iş bumba, iş kıtlığı mı var?” Diyerek asık bir suratla cevap verir. Bu sert cevap babayı kızdırır, “Ulan ben sizun içen hayatimu vereyim, oh ne ala sen baş boş gez, abin humarda, eniştemuz öyle. Yeter ula” diyerek elinden kaşığı masaya fırlatır. Temelin zaten uyuşturucu beynine vurmuştu, “Tamam, bumba. Vur kurtulayım da! Benumda bir hayatim varadur. Da!” Diyerek ilk defa babasına karşı konuşur. İyice sinirlenen Yunus bey Temel’i dövmeye yönelir. Bağrış-çağrış; feryat-figan arada ezilen anne abla derken eniştesi Temel’i dışarı atar. Temel iyice dağılmıştır. Evden çıkar doğru Ahmet’in yanına gider. Ahmet ile arabaya binerler ıssız ormanın bir köşesinde uyuşturucuya sarılırlar. Temel uyur. Ahmet uyanınca Temeli uyandırmaya çalışır. Ama Temel uyanmaz. Bir saat uğraşır ama nafile, Temel uyanmaz. Ahmet arabayı korku ile çalıştırır. Hastahaneye sürer. Kapıya gelince sedyeye koyarlar Temel’i. Ahmet korku içinde sendeleyerek hastaneden kaçar. Sabaha karşı Yunus bey uyku sersemi telefonla haberi alır, perişan bir halde hastahaneye ailece korku içinde giderler. Kazamı oldu korkusu ve telaşe içindedirler. Fadime’nin “gardaşum. Uy sarı gardaşum” diyerek feryat eden acılı çığlığı Hastahanenin koridorunda çınlıyordu. Çaresiz anne bir anda bayılır. Yunus bey son derece bitkin bir haldedir. Doktor Temel’in yanından çıkar çıkmaz, Yunus bey son gücünü toparlayarak, titrek bir sesle ve bozuk Hollandacası ile doktora, “oğlum iyi mi?” diye sorar. Doktor: Yunus beyin omuzuna elini koyarak, hanginiz iyi Hollandaca biliyor? Diye sordu. Dursun, “ben biliyorum, kardeşimin nesi var?” Derken sesi titriyordu. Doktor Dursun’a: “kardeşiniz şu an uyuşturucu komasında ve çok tehlikeli uyuşturucu almış, uyanamayabilir.” dedi.

Dursun donmuştu, “nasıl olur?” dedi. Sanki donmuştu. Etrafında ailesinin “nesi varmış?” sorularını duymuyordu. Babasının kendisini sarsarak, “uşağım nesi varmış gardaşunun?” sesi temeli irkiltir. Sandalyeye çöker. Şaşkın ve ve titreyen sesi ile: “bumbam can bumbam Temel benim gardasum uyuşturucu külhaniymiş.”  Yunus bey fısıltı kadar yavaş ama şaşkınlıkla, “sen ne deysun uşağım da ben şüphe indiyumda yakıştıramadım.”  Derken gözlerinden akan yaşların farkında bile değildi ve devam eder: “hela de uşağım? Yaşayacak mu?” Temel dudaklarını büktü ağlamaktan yanıt veremiyordu artık. Yutkundu, yutkundu ve “belli değim üş bumbam” diyerek hıçkırarak babasına sarıldı. Kısık bir sesle: “doktorda bilmiyor bumbam.” dedi. Yunus bey çökmüştü. “Allah’ım yardımcımız ol” diyerek, yeni ayılmış Asiye hanımına: “ağlama hatun bunlar, yine iye güleri muz galiba” der. Asiye hanımın ‘yavrum!’  feryadı ile irkilir hepsi. Yunus bey eşine belki ilk defa böyle şefkatle sarılarak: “dualar edeceğiz Asiye hanimım” derken hıçkırıklara boğulmuştu.

Sabaha dek yoğun bakım kapısında yumak gibi tüm aile dua ederek ağlaşırlar. Sabah doktor Temel’in yanından çıkar. Bu arada verilen izinle  anne-baba-enişte ve Fadime Durusun’un yanına girerler. Dursun ölümden döndüğünün farkında bile değildir. Kısık yorgun bir sesle: “aba gız ben buraya nasıl geldim?” Der. Herkes göz-göze bakar. Fadime ağlayarak atılır:  “yediğin haltı bilmeymişsen sâri hamsa?”  der. Yunus bey: “ula uşağım yemin olsun seni artık vuracağım. Hem kendini hem bizi peruksan ettin da!” Diyerek biraz kızgın ve yıkılmış bir halle söylenir. Temel: biraz kurnaz biraz sevimli bir tavırla: “ha burada yemin ediyorum tövbe ediyorum, bırakacağım der.”

Herkes umutsuzdur. Yunus bey: “doktur ne söyledi uşağım diye heyecanla sorar.” Temel önce Dursun’a kızgın-kızgın bakarak, “başka bir hastahanede tedavi olması gerekliymiş bumbam” der. Temel, arsız, arsız gülerek: “Amma büyüttünüz da, gereği yoktur. Ben artık akildendim da.” der. Ve çaresiz aile Temel’e güvenmiyorlardı. Kader yine yollarını kapatmıştı.  Tekrar gelecek korkusu ile çaresiz yaşamlarına dönerler.

Bir sonraki yazımızda bu öykümüzü sonlandırcağız inşaAllah. O zamana dek hoş ve seda içerisinde kalın.

SON EKLENEN FİRMALAR

Ufuk Gazetesi Hollanda'nin en uzun soluklu Türkçe gazetesi Türkiye haberleri - nieuws van Turkije, Hollanda haberleri - nieuws van Nederland