Karantina günlerinde yemek alışkanlıklarımızda oluşan değişimler « Ufuk Media

12 Nisan 2021 - 17:26

Karantina günlerinde yemek alışkanlıklarımızda oluşan değişimler

Koronavirüs salgınıyla birlikte bir yaşam tarzı olan karantinada yemek yeme davranışımızda oluşan değişimleri Psikolog Rabia Sevde Deniz kaleme aldığı yazısında ortaya koydu.

Son Güncelleme :

01 Mart 2021 - 16:56

Karantina günlerinde yemek alışkanlıklarımızda oluşan değişimler

Koronavirüs salgınıyla birlikte bir yaşam tarzı olan karantinada yemek yeme alışkanlıklarımızda oluşan değişimleri “hem Hollanda hem de Türkiye kültürünü” yakinen tanıyan Psikolog Rabia Sevde Deniz kaleme aldığı bir yazı ile ortaya koydu.

Psikolog Rabia Sevde Deniz’in ”Karantina günlerinde yemek yeme davranışımızda oluşan değişimler” başlıklı yazısının tamamı:

İnsan hayatının temel fizyolojik ihtiyaçlarından biri olan yemek yeme davranışımız, Covid-19’a bağlı olarak yaşadığımız pandemi sürecinde temel fizyolojik ihtiyaçtan ayrılarak; can sıkıntısı, bunalma, sıkılma, endişe, öfke, kaygı, huzursuzluk, mutsuzluk, güvensizlik gibi duygulardan dolayı ihtiyaçtan daha çok bir refleks haline dönüştü ve daha düne kadar bir standartı olan yeme-içme eylemimiz, doğal mecrasından çıktı.

Ünlü Psikolog Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine baktığımızda görürüz ki; insan hayatının sağlıklı bir yaşam sürebilmesi için; nefes almak, su içmek, yemek, boşaltım, uyku vb. ihtiyaçlar ilk sırada gelir. Daha sonra; güvenlik, sevgi/ait olma, saygınlık ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları gelmektedir. İnsanın yaşamı boyunca ihtiyaçları genel ortalamada bu şekilde sıralanmıştır. Ancak salgınla beraber gördük ki bu dönemde tek ihtiyacımız; birincil sırada yer alan ihtiyaçlarımızı karşılamak ve kendimizi güvende hissetmektir.

Rutin hayatımızın bu dönemde tamamen değişmesiyle bazı duygu durumlarımızda değişime uğradı. Kaygı, stres, endişe gibi duygularımız yoğunlukta. Dünyanın dahi kontrol altına alamadığı bir virüsle baş etmeye çalışırken bulduk kendimizi. Korona vaka sayılarının arttığı, vefat edenlerin sayısı, insanların yakınlarını kaybetmesi, iş ve eğitim hayatında oluşan değişiklikler, sokağa çıkma kısıtlamaları ve yasaklar. Dünya düzeni ne kadar değiştiyse insan hayatının düzeni de o kadar değişti.

Yemek yeme isteği sadece fiziksel bir ihtiyaçtan kaynaklanmayadabilir. İnsan olumlu ve olumsuz duygular yaşadığında yeme davranışı gösterebilir. Kaygı, stres, öfke, can sıkıntısı, üzüntü, duygusal yıkımlar vb’leri gibi. Bunun sebebine baktığımızda görürüz ki; olumsuz duygu ve düşüncelerimizle baş edemediğimiz için yemek yer ve kısa sürelide olsa kendimizi güvende hissettiğimizi düşünürüz.

İnsan sosyal bir varlıktır. Millet olarak bizler kültür ve gelenek kodlarımızdan dolayı; misafirliği, misafir ağırlamayı, özenle sofralar hazırlamayı, yemekler yapmayı çok severiz. Pandemi döneminde aktivitelerimiz de kısıtlandığı için çoğunlukla kendimizi mutfakta ekmek, poğaça gibi karbonhidratlı yiyecekler yaparken bulduk ve daha çok kalorisi yüksek yiyeceklere yöneldik. Vücudumuz stresli zamanlarında kortizol hormonu (*) salgılar ve stresli olduğumuz dönemde daha aç hissetmemizi sağlar, böylelikle de daha fazla bu yiyecekleri tüketmiş oluruz. Annemizin mutfakta pişirdiği tarhananın kokusu, fırına koyduğu börek sizi aidiyet duygusunda zirveye taşıyarak huzur ve güveni arttırır. Sosyal medya aracılığıyla herkes yaptığı yiyecekleri paylaşmaya başladı, bu bile bize motivasyon oldu ve günümüz ‘’yemek’’ konusunda daha pozitif geçmeye başladı. ‘’Aman canım baksana herkesler yapıp yapıp yiyor! Kiloları da nasılsa veririz’’ düşüncesi her geçen gün daha da hakim fikir olma yolunda toplumda ilerledi.

Günlük hayatımızda yaşadığımız olaylar-duygular, aç olmadığımız halde bile yemek yeme içgüdüsünü tetikleyebilir. O an hissettiğimiz yemek yeme ihtiyacı bedensel değildir aslında, içten gelen o talebin bir psikolojik-manevi boyutu tetiklenmiştir. Bu durumda ki insanlara göre o anlarda yemek yeme, kişiyi acı veren duygulardan uzaklaştırır, duygusal ihtiyaçları giderir, o an yediği yemek ona dost olur. ‘’Kişi; duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını dile getiremediği zaman, yeme bozukluklarıyla ifade edemediği duygularını patolojik olarak ifade etmeye başlar. İşte o zaman bünye aslında ağlamaktadır. Literatüre geçen tabiriyle; ‘’Your body is crying for you!’’ yani vücudun senin için ağlıyordur’’!

Önemli olan; doğru zamanda, doğru miktarda yemek tüketmemizdir.

Peki bu süreçte neler yapabiliriz?

  • Kendinize bir hobi edinebilirsiniz.
  • Kitap okumak klişe bir çözüm olsa da, kulaklığınızı takıp online seslendirilmiş kitaplardan dinleyebilir, sevdiğiniz bir konferans, sohbet ya da röportaj dinleyebilirsiniz.
  • Küçük zihinsel molalar verebilir, sudoku, puzzle gibi bulmacalar çözebilir, kontrollü olarak bilgisayar oyunları oynayabilirsiniz.
  • Yemek dışında, sizi mutlu edebilecek şeylerin listesini yapmakla işe başlayabilirsiniz. Dikkatinizi başka bir yöne çevirebilirsiniz.
  • Çevrenizde kendisini yiyecek dışında bir şeyle sakinleştiren insanları gözlemleyebilir, tavsiye alabilir ve onların yaptıklarını deneyimleyebilirsiniz.
  • Canımız bir şey çektiğinde o an gerçekten aç olup olmadığımızı sorgulayabilir, bunu ayırt edemediğinizde ise 10 dakika boyunca başka bir şeyle meşgul olmaya çalışabilirsiniz.
  • Yemek yeme davranışı sizi tekrar tetiklemeye başladığında sağlıksız bir şekilde aldığımız kiloları nasıl vereceğimiz konusunda evdeki tartıya çıkıp gerçekle yüzleşebilirsiniz. Tartı yoksa, boy aynasına bakmakta işe yarayabilir.
  • Yine de yeme isteğine karşı koyamıyorsak en azından sağlıklı ve hafif yiyecekleri tüketebiliriz. Kavrulmamış, yağı uçmamış çiğ çerezler, kurutulmuş meyveler olabilir. Yeme isteğiniz ne yaptıysanız kesilmedi mi? Ağız dolusu sirkeyle gargara yapın ve mümkünse birazını yutun! Göreceksiniz iştahınız kaçacak. Bu vesile iç organlarınız az da olsa rahatlayacak.
  • Yaptığınız bu müdahaleler yeterli gelmediğinde bir uzmandan destek almanızı öneririm. Çünkü duygu ve düşüncelerimizi dile getiremediğimiz zaman duygularımız patolojik olarak kendini ifade etmeye başlar.

Saygılarımla…

‘’Unutmayın! ‘’İrade’’ kaybetmiş olsanız bile; size en yakın yerdedir. Yeter ki onu gerçekten arayın! Bulacaksınız.’’

Psikolog Rabia Sevde Deniz

(*) Kortizol Hormonu: Adrenal (böbreküstü) bezlerinde üretilen ve tehlike anında salgılanan birincil stres hormonudur. Hayati öneme sahip bu hormon değişen oranlarda gün içerisinde devamlı salınır. Stres anlarında salınımı artar ve vücudun vereceği reaksiyonları dengeleyerek düzenler. Vücutta kan basıncını ve şekerinin artırır.

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.