Hollanda’da politikacıların timsah gözyaşları « Ufuk Media

3 Mart 2021 - 02:40

Hollanda’da politikacıların timsah gözyaşları

Sadece Türk, Marokan ya da Surinam kökenli aileleri sahtekar olarak damgalayanlar…

Hollanda’da politikacıların timsah gözyaşları
Son Güncelleme :

18 Ocak 2021 - 14:14

Politikanın kelime anlamını araştırmaya, ne olduğunu bilmeye çok fazla gerek duymuyoruz. Zira dışardan bakan bizler için politika yapanlar, maalesef normal insani özelliklerini ve duygularını yavaş yavaş kaybediyorlar gibi duruyorlar.

Son yaşananlardan sonra, Hollanda’da politikacıların duruş ve açıklamaları, gerçekten artık bir timsah gözyaşı şovuna dönüşmüş durumda.

Hem hep birlikte, vergi dairesinde göçmen kökenli Hollanda vatandaşlarına ayrımcılık yapıldığını, hukuk devleti ilkelerinin çiğnendiğini, haklarının yendiğini, mağdur edildiklerini söylüyor ve kabul ediyorlar; hem de ortada sıradan bir trafik sorunu varmış gibi, teknik çözümlerden, sistem değişikliğinden ve hatta memurların eğitiminden bahsediyorlar.

Irkçılığın eğitimle ortadan kaldırılamayacak kadar vahim bir hastalık olduğunu hepsi biliyor. Uğradıkları ayrımcılık nedeniyle, madden ve manen çöken ve hatta dağılan ailelerin yarasına bu gibi tuhaf açıklamaların ve tekliflerin merhem olmayacağını da herkes biliyor aslında.

İnsanlar, eğitimle bilgi edinirler, ancak duygular zaman içinde oluşan karakteristik özelliklerdir ve ancak uzun vadeli yaşanmışlıklarla veya toplumsal kurgularla yönlendirilebilirler. Eğiterek duygulara yön veremezsiniz. Kanunları ise hepsi zaten çok iyi biliyorlar. Sorun bilgisizlik değil vicdansızlık!

Dün, sadece Türk, Marokan ya da Surinam kökenli olduğu için bir aileyi sahtekar diye damgalamakta bir sorun görmeyen, araştırmaya ihtiyaç duymayan, düşecekleri sıkıntıyı düşünmeyen, ne halleri varsa görsünler diyebilecek kadar ruhsuz ve hissiz bir memurun, yarın alacağı eğitimle, vicdanlı ve adaletli biri haline geleceğini zannetmek, hangi akla hizmet ediyor?

Bundan ancak yine çözümsüzlük ve sorunu halı altına süpürmek gibi bir kaçamak çıkar.

Başbakan Rutte, sorumluluğunu kabul ettiğinden istifa etmedi aslında, kabine içindeki diğer partilerin bu yükle, bu hükümetin yolun sonuna kadar gitmesine izin vermemeleri nedeniyle, istifa etmek zorunda kaldı. Bunu da, kendisinin son güne kadar, istifaya gerek duymadığını ima ettiği konuşmalarında herkes duydu ve gözlerinde gördü.

Tabii ki; sayın başbakan, istifasını sunmaya kralın huzuruna, çoğu zaman yaptığı gibi bisikletiyle gitti. Hollanda kültürünü temsil eden bir başbakanının bu davranışında bir anormallik yoktu ama burada ince bir PR çalışması olduğu da gözlerden kaçmamalı. 25 veya 30 bin ailenin hayatının mahvedildiği bir süreç sonunda, mecburen istifa eden bir başbakanı bu şekilde sempatik göstererek, temize çıkarmaya çalışmak saçmalıktan başka bir şey değil.

Hollanda’da genel seçimlere az bir zaman kaldı. Her ne kadar tarihin değiştirilmesi konuşulsa da, seçimlerin daha erken bir tarihe alınması beklenmiyor. Bu da, halkın bu sürede, hükümeti istifaya mecbur eden gerekçeyi unutarak sandığa gitmesi gibi bir riski beraberinde getiriyor. Toplumsal hafızayı taze tutmak gerekiyor. Bugünden itibaren, bu hükümetin neden istifa etmek zorunda kaldığını, bunun bir erdem gereği değil, açıkça ortaya çıkan ırkçılık ve ayrımcılık gibi anayasal suçların devlet kurumlarından biri olan vergi dairesinde işlenmesi olduğunu herkese anlatmamız gerekiyor.

Ve işin daha vahim tarafı olarak; vergi dairesi skandalı patlak verdi, araştırıldı, uzun sürse de haksızlıklar ortaya çıktı, peki diğer devlet kurumlarında durum nedir? Bir fikri olan var mı? Aslında var ama dillendirmeye ve araştırmaya cesareti olan var mı?

Bu sorular gelecek seçimlere kadar, aklımızdan ve dilimizden eksik olmasın!

Saygı, sevgi, hürmet ve muhabbetlerimle…

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.