hava 23° Orta
DOLAR 17,2073 % % -0.08
EURO 17,6548 % % 0.43
ALTIN 965,97 % % 0,34
ÇEYREK A. 1.579,35 % % 0,34
BITCOIN 20.475,60 % 0.36
SON DAKİKA

Karanlıkta bir melek (bölüm 6)

Son Güncelleme :

16 Mayıs 2022 - 10:31

/ 277 kez okundu.
Karanlıkta bir melek (bölüm 6)

Aradan üç ay geçmiş bar hayatına başlayan Yasemin her gün Almanya Hollanda arası gidip geliyordu. Gece yarısı pavyondan çıkarak, Almanya’ya gidiyordu.

Tüm günü uyuyarak geçiyordu. Akşam yine sahnede dört beş saat şarkı söylüyordu. Aynı günlerin birinde yine bir akşam çıkmıştı ki arabada topal oturmakta idi. Yasemin çok şaşırmıştı! Şaşkın şaşkın!  Topala bakarken İbo kapıyı açtı. Topal,’’ haydi yasemin yemeğe gidiyoruz.’’ dedi.

***

Yasemin mecburdu, topalın yanına bindi. Ortalama bir saat süren yolculuğun sonunda dar bir sokağa girdiler. Girdikleri sokak şakır-şakır ışıklarla donatılmış bir sokaktı. Değişik mekânlardan gelen müzik sesleri, anlamadığı lisan olan Hollandaca şarkılar, disko müzikleri velhasıl eğlence dolu bir sokaktı.

Yasemin şaşkın bir halde etrafına bakıyordu. Nihayet araba durdu. Arabadan inen İbrahim hemen önce topalın sonra Yaseminin kapısını ceketinin düğmelerini ilikleyerek açtı. Mekânın kapısından girerlerken gürültülü bir müzik vardı. Sahnedeki kadın kıvırarak oynuyordu. Yasemin buranın atmosferini hiç yadırgamadı. Yine karanlık, yine o sevmediği havayı soluyordu.  Hürmetle hazırlanan masaya oturdular. Ne yazık ki  yanında Asena yoktu. Topal laubali tavırlarını yine sergiliyor, elini Yasemin’in omuzuna atıyor bir nefes kadar yakın yüzüne yaklaşarak konuşuyordu.

Yasemin bir an feryat figan bağırmak,’’ Yeter!  Yeter! Yeter bu hayat benim hayatım değil.’’ demek istese de diyemiyordu. Yüzünde tebessümden ziyade acı bir ifade vardı. Sanki içindeki fırtınada isyanın resmi vardı. Bunu fark eden topal, hemen masanın üzerinde duran şarap bardağını Yasemine uzatarak, laubali arsız bir tavırla, ’’ Yasemin kederli güvercinim bazen acıları şu kadehlerdeki bir yudum alır götürür. Hadi afiyetle bir yudum alda o güzel sesinle gönlümü şenlendir.’’ dedi.

Yasemin biliyordu artık hayır dese de çare yoktu.  Aldı kadehi başladı içmeye! İlk defa Serpil ve Asena ile başlamıştı. Nerde yanlış yapmıştı?  Ailesine anlatması iyi mi olurdu?  Bu düşüncelerle içiyordu. Ok yaydan çıkmıştı.Ve sonrasını hatırlamadı.

Yasemin gözlerini açtığı zaman sabah olmuştu. Hemen bir yabancının odasında olduğunu anladı. Fırladı yataktan, üzerindeki gecelikten utandı ve hemen kendi elbisesini giyerken acısı yüzüne vuruyordu. Giydiği elbisenin bu gecelikten ne farkı vardı ki?   Acaba hangi vicdansız yine kirletmişti kendini. Gözlerinden akan yaşlar kalbini deliyordu sanki.  Yatak odasından çıkarken gözlerini sildi. Salonda krallara layık kahvaltı hazırlanmış, topal yine arsız-arsız gülerek Yasemin’e laubali bir tarzla 

’’ gel çiçeğim, gel hüzünlü yaban gülüm, gel nasıl mışıl mışıl uyudun mu?’’ dedi. Yasemin tükenmiş bitmişti. İçindeki fırtınayı belli etmemeye çalışarak başını ‘evet’ anlamında salladı.

Artık gündüzleri gece gibi uyuyarak geçiriyordu. Karanlık gecelerde yarı sarhoş yarı ayık dertli şarkıları ile insanlar eğleniyorlardı.  Bir gece pavyona gelen habere çok sevinmişti. Topal Belçika’ya giderken kaza yapmıştı. Bütün elemanlar hastaneye koşmuştu Yasemin’de gitmişti. Ayağı kolu kırılan topal tüm ekibine bir ay pavyonu kapatıyoruz demişti. Arabada uyuşturucu çıkmıştı. Hastane sonrası topal hapis yatacaktı. Yasemin bu gelişmeye çok sevinmişti. Belli etmese de Allah’ın adaleti böyleydi çok mutlu olmuştu. Ancak tekrar ailesinin olduğu kentte gidemezdi. Hemen Almanya’da kiralık bir ev buldu. Yerleşti.  Asena topalın casusu gibi peşinden gelmişti.

***

Yasemin Asena’nın evinde uzun bir süre kaldığı için evimden git diyemiyordu. Fakat Asena’ya olan kızgınlığı asla geçmeyecekti. Asena topal gibi arsız karakterli çıkarcı bir insandı.  Hemen başka bir pavyonda iş bulmuştu. Fakat Yasemin bu bir fırsat düşüncesi ile bir umut diye düşünüyordu. Artık pavyon hayatına dönmeyecekti. Kim bilir,  belki de Cemil baba onu af ederdi.  Derdini anlar bağrına basardı. Zavallı Yasemin umutları ile kaynaşıyordu. Bir akşam Asena eve gelmeyeceğini erkek arkadaşında kalacağını söyledi. Evde yalnızdı. Televizyonu açtı, yarım saat sürmedi kapı çalındı. Yasemin kimseyi beklemiyordu.  Kendi kendine Asena’nın döndüğünü düşünerek kapıya sakin sakin yöneldi. Kapıyı açar açmaz şaşkınlıktan baka kaldı. Evet, gelen Çetin’di. Bir an bağıracak gibi olunca Çetin bir yandan ağzını kapatırken diğer yandan ayağıyla kapıyı kapattı ve “ eğer bağırırsan sevgilisiyim, kapatmam derim rezil olursun.’’ dedi.

Yasemin,’’ Allah’ın belası ne istiyorsun? Bak senin yüzünden ne hallere düştüm, ne ailem kaldı ne haysiyetim kaldı. Gidip annemi göremiyorum Nihat’a abime anlatsaydım seni öldürürlerdi. Değmezdi senin için hapislerde yatmalarına, hayatları senin yüzünden darmadağın olacaktı.’’ dedi.

Çetin,’’ gel evlenelim, çekip alırım seni bu hayattan. Ben seni unutamıyorum, Yasemin kız ben seni çok seviyorum gel sokul bana.’’ diyerek kendine çekti.  Saldırmaya başladı. Yasemin çırpınmaya başladı. Çetin hem saldırıyor hem pis-pis konuşuyordu. Yasemin iyice çığırından çıkmış bir halde masadaki mermer kül tablasını aldığı gibi Çetin’in başına vurdu. Çetin bir anda yere düşmüştü. Bayılmıştı.  Ama Yasemin hırsını alamamıştı sonra bir daha, bir daha vurdu, vurdu. Donmuş bir halde yerde yatan Çetine dehşetle bakıyordu. Gecenin bir yarısı bitkin yorgun bir şekilde yere çöktü, donmuş gibi kanlar içinde kalan Çetin’e boş gözlerle bakıyordu. Orada kaç dakika kaldığının farkında olmayan Yasemin kapının açıldığını bile fark etmedi. Asena büyük bir telaş ile içeri girdi şaşkınlık ve korku içindeydi. ’’ Yasemin canım iyi misin? Ne oldu?  Çetin bu mu?  Ne oldu? Öldü mü.’’ diyerek sordu.  Yasemin Çetin’e iğrenerek bakıyordu.  Hiç kıpırdamadan sordu, ’’ öldü mü?  Bırak gebersin canavar.’’ dedi.

Asena,’’ ambulansı aradım birazdan gelir,’’ dedi. Asena’nın henüz sözleri bitmeden kapının zili çalınca Yaseminin kalbi yerinden çıkacakmış gibiydi. Gelen polisti. Polis içeri girdi yerde kanlar içinde yatan Çetin’e bakarak kim yaptı?” dedi. Yasemin’in eli ayağı titriyordu. Sesi titreyerek ’’ ben yaptım. Gecenin bir saati kapımı çaldı, kız arkadaşım geldi sandım, kapıyı açtım. Girer girmez tecavüze yeltendi. Bende çaresiz kaldım kendimi korumak amaçlı vurdum.’’ dedi. Polis,’’ Tanıyor musun?” dedi.

Yasemin,’’ evet hiçbir bağlantımız olmayan üvey abim.” dedi. Ambulans Çetin’i hastaneye götürürken, Asena ve Yasemin’de polis bürosuna götürülüyordu.

Polis bürosunda sorgu sual bittikten sonra, Yasemin’i savcıya ifade vermek üzere nezarete alırlar. Zavallı Yasemin’in çilesi bitmemişti adam yaralamadan 3 ay ceza yemişti. Hapishanede geçirdiği zor 3 aydan sonra, karlı bir kış günü tahliye olur. Hapishanenin çıkış kapısında yine yapayalnızdı. Her şeye rağmen hür olduğunu düşünürken, bir Mercedes araba yanında durdu. Arabanın camı açıldı, İbrahim gelmişti. Henüz özgür olduğunu düşünmüştü. Ne kadar kısa birkaç saniye sürmüştü mutluluğu. İbrahim yüzünde emri vaki bir tebessüm ile, ’’ Topalın selamı var Yasemin. Pavyon açıldı  pavyonu ben yönetiyorum. Sen yine programa devam ediyorsun.’’ diyerek arabanın kapısını açar. Zavallı Yasemin bir sağa bir sola baktı elinden tutup kurtaracak kimseler yoktu. Çaresiz tekrar arabaya bindi. Üzgün ve kırgındı.

İbrahim,’’ geçmiş olsun Yasemin kız. adamı neden yaraladın?  Akrabanmış galiba. Aha da vallahi bir düşman kazandın! Neyse Allah’tan biz varız koruruz seni.’’ derken pis pis sırıtıyordu.  Yasemin bu sahte bu pis sırıtmaları artık çok iyi tanıyordu. İğreniyordu. Mevzu değiştirmek için,’’ Asena nerde? Ne oldu?’’ diye sordu? İbrahim yüzünde arsız,  laubali  umursamaz alaycı bir ifade ile, ’’ Ne yapsın? Pavyonda kıvırtıyor, Dansözlük yapıyor. Masalarda müşteri hizmeti yapıyor. Ama korkma topalın kesin emri var. Sen şarkılarını söyleyip evine gideceksin, bendeniz götürüp getireceğim iyisin ha.’’ diyerek çirkin iğrenç bir kahkaha attı.

Yasemin asık suratını hiç bozmadan, sert bir sesle, ’’ peki topalın durumu nedir,’’ diyerek sordu? İbrahim,’’ az kaldı.Dört, beş ay sonra çıkacak.’’ dedi.

Yasemin kötü kaderine artık teslim olmuştu. Çaresizlik içine arabanın camından dışarıdaki hür insanlara bakarken, kalbinden kan akar gibi iki damla yaş akıyordu. Artık yapacak hiçbir şey kalmamıştı. Ya Çetin gelip onu bulacak intikamını alacaktı! Ya topala hizmetle yaşlanacaktı. Artık kurtuluş yolları kapanmıştı. Oysa hapis yattığı aylarda ne güzel hayaller kurmuştu. Belki her şeyi Cemil amcasına anlatacaktı. Anacığını, kardeşlerini ne kadar özlemişti. Yanıyordu derinden yaralı kalbi. İbrahim’in karşısında ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu. Sönen gençliği, hayalleri, çektiği acılardan geçen 5 yıl sanki 30 yıl mahkûm hayatı gibi gelmişti zavallı Yasemin’e.  Hayallerinin, kalbinin gerçeği Nihat’ı ne kadar özlemişti.

Ona her şeyi anlatamazdı. Onun hayatını karartamazdı. Ölünceye kadar kalbinde saklayacağı sevdiği tek erkekti Nihat, canıydı, ondan başkası asla kalbine giremezdi. Bunları düşünürken İbrahim’in yanında varlığını arabada olduğunu unutmuştu.

İbrahim alaycı bir tavırla,’’ nihayet Den Haag’a gelebildik!  Hadi bakalım assolist, bıraktığın yerden hayata başlıyorsun akşama görüşürüz.’’ diyerek pavyonun kapısına Yasemini bırakır. Bu iğrenç yerde Yasemin’i karşılıksız seven bir kişi vardı. Apo diyorlardı ama gerçek adı Abdullah’tı. Kimsesiz,  yalnız, pavyonda yatıp kalkan, oranın her türlü ayak işine bakan garibandı. Yasemin’i görünce koştu, gülen gözleri yaşlarla doluydu Yasemin’in elinden çantasını aldı.

Abdullah,’’ ablam be hoş geldin mi desem?   Kurtulamadın mı desem, bilemedim. ’dedi. Yasemin Abdullah’a sarılarak yüzüne acı-acı baktı

’’ üzülme Abdullah kader deyip geçelim.” dedi.  Soyunma odasına girdi mantosunu sandalyenin üzerine fırlattı, bir sigara yaktı. Sigarayı hapis yattığı koğuşunda öğrenmişti. Kendi gibi kader mahkûmu bir bayan sigara ikram etmişti. Bir iki derken sigarayı kendine dost etmişti.

Süslenmek için kederli-kederli aynanın karşısına oturdu. Bir nefes sigaradan çekerek nereden-nerelere geldiğini düşünüyordu. Aynadaki kendine bakıyordu. Kendini nasıl bir son bekliyordu. Bu mikrop yuvasından kurtuluşu yoktu. Gözleri dolu-dolu oldu. Birden kapı açıldı. İçeri neşe ile giren Asena şımarık ağzında bir sakız arsız-arsız, ’’ kııııız!  Amanın!  Hoş gelmişsin pavyonumuzun assolisti, kız vallahi çok özlemiştim seni, demek cezan bitti. Neyse iyi misin kız?’’ diye yarım ağız sordu?

Yasemin hiç cevap vermeden, makyajına devam etti. Çatık kaşlarınla aynadan bakarken Asena eziliyordu. Asena omuzlarını silkeleyerek ağzını büktü. Aldırmaz bir tavır ile, ’’ zaten benim sıram geldi,  madem küslük istiyorsun sen bilirsin.’’ diyerek hazırlanmaya başladı. Tam o sırada Abdullah kahve tepsisi ile içeri girdi. ’’ benim ablam kahven geldi. Vallahi Billahi en hülasasından yaptım.’’ diyerek gülerek içeri girdi.  Asena teşekkür ederek gülümsedi.

İşte böylece zavallı Yasemin’in bu dağınık bir o kadar da alışamadığı hayatı törpüleyerek bedenini ruhunu sürpriz maceralara sürüklüyordu.

YORUM ALANI

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.