Kör gecelerim-1 « Ufuk Media

16 Eylül 2021 - 17:37

Kör gecelerim-1

Mumları üflerken Adnan’ın gece gibi siyah gözlerini bıçak gibi ta yüreğimin derinlerinde hissettim.

Kör gecelerim-1
Son Güncelleme :

29 Mart 2021 - 10:38

Değerli gönül dostlarım;

Kalemimiz bir kez daha, içerisinde acı ve tatlı yaşanmışlıkların mevcut olduğu bir öyküye uzandı. Öykümüzün kahramını bu sefer Pınar isimli, dünya tatlısı, güzeller güzeli bir kızımız. Öykümüzü Pınar kızımızın günlüğünden, ailesinin de müsadesi ile aldım ve sizlere aktarmak istedim. Umarım Ufuk Meida’da bu satırları okurken gereken tavsiye ve ibretlerik kısımları de hafızalarımıza nakşederiz.

Buyrun başlayalım;

***

Dert ortağım, sırdaşım, tatlı hayallerimin, gönlümün sırdaşı günlük. Seninle yüreğimi paylaşma nedenim belki bir gün birine rastladığında, elden ele, dilden dile öykümü birilerine anlatman içindir. Anlat ki benim hasbel kader istemeden yaşadığım, kader diye adlandırdığım yaşamımda,  yürüdüğüm yol, ibret olsun başka Pınarlar’a, Ayşeler’e ve Fatmalar’a.

Evet, ben Pınar. 1978 yılına kadar Türkiye’nin en güzel bölgesi Ege’nin şirin denizi ile kucaklaşan, yeşil cenneti olan küçük sevimli bir köyünde doğdum ve büyüdüm. Denizle kucak kucağa olan bu güzelim yeşil cennette balıkçılık ile zeytin ve incir üretimi vardı. Ailemin biricik kıymetlisi tek kız çocuğu idim. Babam da balıkçılıkla rızkımızı kazanıyordu zaten. Dedemden kalma teknemizle babam balığa çıkar, bazen iki üç gün dönmezdi. Annem küçük zeytin bahçemizin yanı sıra sebze bahçemizle uğraşır babama destek olurdu. Evimizin işlerinin yanısıra benimle ve abilerim ile meşgul olurdu. Abilerim Turgut ve Turhan ikizlerdi.  Ben abilerimden 3 yaş küçüktüm. Okula beraber giderdik. Fazla yaş farkımız olmadığı için isimleri ile sesleniyordum. Turgut 5 dakika önce doğduğu için hep söyleniyordu, “ayıp size ben abinizim’’ diyerek takışıyorduk. Mutlu, mütevazı orta halli bir aileydik.

Köyümüze yakın yazlık siteler vardı. Yurt içinden, yurt dışından gelen site sakinleri ile köyümüz rengârenk oluyordu. Sitelere 10/15 dakika  arası yürüyerek ulaşmak mümkündü. Birçok aile yazdan yaza gelip, yaz sonu geriye dönüyorlardı. Onların yaşam tarzları bize uzaktan çok renkli ve çok farklı geliyordu. Yaz ortasında sitelerden taze balık isteyenlere babam götürüyordu. Site sakinlerinin çocukları ile ben ve abilerim zaman zaman arkadaşlar ediniyorduk. Onlarla aramızdaki fark her hâlükârda belliydi. Turgut bazen kızar, “bir gün bende Avrupa’ya gideceğim, şunların havasına bak’’ diye söylenirdi. İşte böylece yıllar geçti.

***

Kendimi aynada beğendiğimde 17 yaşıma girmiştim. Turgut askere gitmişti. Tuğra Ankara’da yatılı askeri okuldaydı. Ben lise sonda üniversite düşünüyordum. Babam bizim okuyup güzel mevkilere gelmemizi istiyordu. Bana sık-sık, ’’aman kızım siteye gitme, onların hayatı bize çok uzak, ben sizleri gurbete yollamam zaten. Turgut’un Tuğra’nın hasreti beni çok yordu.” diyerek efkârlı efkârlı nasihatler veriyordu. Annemse,  “her işin hayırlısı olsun Ömer Bey. Nasibimizde olan neyse, onu yasacağız’’ diyerek babamın efkârını yatıştırmaya çalışıyordu.

Doğrusu benim de Avrupa falan hiç hayallerimde yoktu. Onca yıl çocukluk yıllarımızda, yazdan yaza görüştüğüm bir tek arkadaşım vardı. Adı Neslihan. Neslihan ailesi ile birlikte Hollanda’da yaşıyordu. Oraya bebek iken götürmüştü babası. Neslihan ile yazları güzel vakit geçiriyorduk. Denize birlikte giriyor, havuzda yüzüyor, oynuyor hopluyorduk. Kışları yazışıyorduk. İzine geldiklerinde, bana ufak tefek hediyeler getiriyordu. Bunların içinde en sevdiğim, bana getirdiği karda dans eden kız idi. Saat gibi kuruyordum, ayakları çıplak, sarışın bir kız, kar yağarken; mavi elbisesi, sarı saçları ile karda dans ederken yavaş yavaş savruluyordu. Bu efsaneyi vazonun içinde yıllarca izledim. Çünkü Neslihan bana bu hediyeyi getirdiğinde 12 yaşındaydım. Böylece yıllar akıp geçiyordu.

***

Turgut abim askerden döner dönmez babama destek olmak için birlikte balığa çıkarken, “denizcinin oğlu denizci olur, bir gün dünyaya yelken açacağım.” diyordu. Tuğrul subay olmuştu. Türkiye’nin her tarafına gidiyordu. Tayini kâh Doğu’ya kâh Batı’ya çıkıyordu. Ancak bizlere her zaman maddi yardımda bulunuyordu.  Aynı zamanda elini çabuk tutarak, Ankara’da kendi mesleğinde bir kızla da evlendi. Düğünü Ankara ordu evinde oldu. Harika bir düğündü. Turgut ise 1 yıl sonra köyümüzden bir kızla evlendi. Mücella tatlı mütevazı dost bir kızdı. Evleri bize bir mahalle ilerde idi.

Evde bir ben kalmıştım. Üniversiteye hazırlanıyordum. Yaz başlamıştı. Haziran’ın güzel bir sabahı, bahçemizin asması altında kahvaltı ediyorduk. Dışarıdaki kapı açılıp, ’’ Hallo ben geldim’’ diyerek Neslihan’ın sesini duydum. Sarıldık, öpüştük. Ailemle hoş beş etti. Annem, ’’nasılda güzelleşmişsin Neslihan kızım, daha dün şuralarda oynaşıyordunuz.’’ Dedi. Babam, “E, be hanım kızlar çiçektir, çabucak büyürler ve bir gün gelir dalından koparırlar.’’ dedi. Neslihan, “aman amcacığım benim evlenmeye hiç niyetim yok, ben avukat olmak için okuyorum.” dedi. Babam ise, ’’aferin kızım okuyun, okuyun. Okuyanın ufku geniş olur.’’ diyerek memnuniyetini belli etti.

Neslihan babamı kıvamında yakalamıştı. “Amcacığım Pınar’ın doğum gününü kutlamak için Cumartesi program yaptık. Cuma sizinle kutlasın Cumartesi biz kızlarla kutlasak olur mu?’’ diye nazlı nazlı yaklaştı babama. Babam önce düşündü durdu ama sonra,  “peki kızım seni kırmayacağım, ancak geceye kalmak yok.’’ dedi. Sevinmiştik. O gün denize birlikte merhaba dedik. İkimizde mutluyduk. Arkadaştan ziyade sıkı dost olmuştuk. Adeta kardeş gibiydik. Cumartesi saçımı başımı yapmış adeta aynayı çatılacak kadar güzel olmuştum.

Yazlığın kapısında Neslihan bekliyordu, “nerde kaldın Pınar herkes toplandı.’’ diyerek bana sitem etti. Ben, “ne yapayım anca evden çıktım, annemi biliyorsun, elli kez tembih etti.’’ derken Neslihan beni koşturarak çekiştiriyordu. Heyecandan kalbim yerinden uçup gidecekmiş gibi çarpıyordu. Bilmediğim bir ortama ilk defa giriyordum. Deniz kenarında bir çay bahçesiydi, cıvıl cıvıl sesler geliyordu. Yabancı müzik sesleri heyecanımın son derecesindeydi. “dur Neslihan dur.” dedim. “Bir nefes alayım.’’ Neslihan durdu ve, “ne oldu yine. Hadi içerde, heyecan falan kalmaz.’’ diyerek sürükledi beni.

İçeriye girer girmez herkesin bakışları üzerime döndü. Kıyafetlerine bakınca kendimin onlardan gerçekten çok farklı olduğunu gördüm. Kızların aşırı makyajları, kısacık etekleri ve tavırları, dilim tutulmuştu. Neslihan telaşla karışık ve neşeyle kızları, genç adamları sayıştırırken kalbimin sesinden duymuyordum bile. Sadece nezaketle başımı sallıyordum. İçlerinden Banu beni sevmemişti. Bunu sözlerinden anlamıştım. Banu, ’’ne o! Onu Ege’nin hangi kıyısında yakaladın. Bu yabani balığa, bütün gece mahkeme duvarına mı bakacağız.’’ Deyince çok alındım. Hemen arkamı dönüp, “Neslihan ben gidiyorum.” dedim ve kapıya doğru hızla yürüdüm. Ağlamamak için kendimi çok zorluyordum. Kendi kendime söylenirken, denize doğru koşar gibi yürüyordum. Çok kızmıştım, kenarda duran kayığın kenarına oturdum. ’’Neden ağlayım ki, görgüsüzler Almanya’ya gitmişler de sanki ne olmuş! Bu deniz orada var mı? Bu güzellik ve bu martılar?  Siz doğadan ne anlarsınız’’ diye sesli sesli söyleniyordum. Birden arkamdan bir ses, ’’evet haklısınız, maalesef onlar bu güzelliklerin farkında değiller.’’ Dedi.  Utanmıştım, döndüm ve şaşkın-şaşkın yüzüne baktım. Hızla oradan kaçıyordum. Ayni ses, ’’sen Pınarsın değil misin?’’ diye seslendi.

Şaşkınlığım daha da artmıştı. Kaşlarımı çatarak yüzüne baktım. Tebessüm ederek devam etti, ’’sizi tanıyorum, Neslihan’ın yaren arkadaşısınız’’ dedi.

Sessiz bir sesle, “ben sizi tanımıyorum.” Dedim. ’’doğru.’’ dedi ve devam etti. “Ben sizinle hiç karşılaşmadım. Siz bize geldiğinizde ben evde olmuyordum. Ama Neslihan hep evde sizden bahsederdi. Üstelik Neslihan’ın odasında resimleriniz var.’’ dedi. Ve elini uzatarak, ’’ben Adnan Neslihan’ın abisi. Tanışmak bugüne nasipmiş.” Dedi. Hemen atıldım, ’’ Benim eve dönmem lazım. Zaten bu guruba uyum sağlamam mümkün değil, müsaadenizle’’ diyerek arkamı döndüm.

Neslihan koşarak geliyordu. Bana, ’’neredesin Pınarcığım, çok üzüldüm gittin sandım.” dedi. Ben, ’’zaten gidiyordum. Olmadı işte. Sende gördün arkadaşların ile aramızda kültür farkı var.’’ Dedim. Neslihan,  ‘”olmaz,  Vallahi küserim. Hem bugün abimindi doğum günü. Salmam küserim Pınarcıyım, onlarda kim miş?” dedi. Yani neticede allem etti kullem etti salmadı. Tekrar çay bahçesine döndük. Adnan gözlerini üzerimden almıyordu. Bütün gece beni izledi. “Banu kız arkadaşı olmalıydı.” diye düşündüm. Çünkü! Adnan’ın yanından ayrılmıyordu. Adnan ile aynı gün doğum günümüzün olması da başlı başına ayrı bir ayrı tesadüftü. Pastalar dahil bütün gece herşeyi birlikte yaptık. Mumları üflerken Adnan’ın gece gibi siyah gözlerini bıçak gibi ta yüreğimin derinlerinde hissettim.

Evet gönül dosttları,

Siz değerli kardeşlerim için hazırladığımız bu gerçek hayat hikayesenin devamına önümüzdeki hafta içerisinde kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ben notlarımı alıp, yazıya geçerken, sizden biraz sabır itiyorum. O zamana dek sağlık afiyette kalın.