Kör gecelerim-4 « Ufuk Media

16 Eylül 2021 - 17:18

Kör gecelerim-4

Geçimsiz, huysuz bir kadındı. Beni bir ay içerisinde kontrolüne aldı. Emri vaki yapıyordu.

Kör gecelerim-4
Son Güncelleme :

19 Nisan 2021 - 11:12

Değerli dostlar. Hollanda’dan dönerek tekrar baba ocağına sığınan Pınar artık çok pişmandı. Orada kalmıştık ve devam ediyoruz.

***

3 ay boyunca yüreğimin fırtınaları, yaptığım hataların pişmanlığı ile kendimle yüzleşirken eziliyordum. Tuğra gelmişti. Eşi kızı oğlu 3/4 gün kaldılar beraber. Her gün sofrada onların yaşamında yerim olmadığını hissetmek ne kadar acıydı. Hollanda’ya dönmek istemiyordum. Ne yapacağımı bilmez bir haldeyken, bir akşam Turgut abim beni karşısına aldı, ’’Bak bacım, sen benim canımın parçasısın. Sağdan soldan laf söz olmasın. Gençsin, seni henüz baş göz etmek istemiyorum. Lakin bu hayat yalnız da yürümez. Ben sana ömür boyu bakarım. Fakat bana bir şey olursa ortada kalmanı istemiyorum. Bir sahip çıkanın olsun istiyorum.’’ dedi. Sessizce dinledim ve, ’’abi, beni kim ne etsin?’ dedim. Dedimse de Turgut aklına koymuştu, mani olamadım.

Bahar gelmiş doğa tüm güzelliklerini sergilemeye başlamıştı. Nihat ile evlenmiştim. Nihat Doğudan gelmiş, eşi vefat etmişti. Tamamen Doğu kültürüne bağlı bir adamdı. Biz henüz daha 3 aylık evli iken, kızı kocasından ayrılmış bir anda çıktı geldi. Geçimsiz, huysuz bir kadındı. Beni bir ay içerisinde kontrolüne aldı. Emri vaki yapıyordu. Evin bütün işi, yemekte dahil, hepsi üzerime yüklenmişti. Nihat sebze işi ile meşguldü. Pazarcılara toptan satış yapıyordu. Gülmeyi sohbeti unutmuştum. Yaban,  a-sosyal bir kadın olmuştum. Hayatı körü körüne yaşıyordum. Turgut arada bize gelince, her şey güllük gülistanlık gibiymiş gibi bir havaya giriyordu ev. Yalandan tavırlarla geçiştiriyorlardı. Ben ise bu durumu kardeşime bir türlü anlatamıyordum. Başını belaya sokmak, ona sorun olmak istemiyordum.

Nihat geceleri gelmez oldu. Veya geç geliyordu. Kızı bir sevgilisi olduğunu söyledi, gururum incinmedi ve üzülmedim. Çünkü Nihat’ı sevemedim,  kalbim hala Adnan’daydı. Birkaç ay sonra Nihat yardımcı olsun diye oğlunu da Diyarbakır’dan getirdi. Zahmetlerim çoğalmıştı. Çok yoruluyordum. Nihat’ın oğlu Muhittin arsız-sulu hadsizdi. Bana kızı ve oğlu, “gel analık-git analık.” şeklinde hitap ediyorlardı. Nihat ise, “ya, avrat ya; veya, Lan.” diye sesleniyordu.  Artık bu durumlardan sağlığımda etkilenir olmuştu. Sık sık bayılıyor, arada göğsüm de ağrıyordu. Oğlu eve geceleri sarhoş geliyor, sulu hareketler, alaycı tavırlarla beni tenkit ediyorlardı. Artık sabrım son haddine geliyordu. Ancak Turgut’u düşünüyordum. Kardeşimin elinden bir kaza çıkarsa sebebi ben olurdum.

Bir yıl sonra Nihat sevgilisi ile bir araba kazası geçirdi ve bir bacağını kestiler. Bu kaza Nihat’ı artık iyiden iyiye çekilmez bir insan yaptı.

Öfkelenince beni dövüyordu. Hakaret ediyordu. Mazimi ön plana çıkarıyor beni aşağılıyordu. 42 yaşıma girdiğim gün Turgut bahçede mangal yaktı. İçtiler, sohbetler ettiler, Mücella farkındaydı. Yalvarıyordum Mücella’ya. “Aman abime söyleme, çocuklarını düşün.” diyordum. Nihat Doğuya gittiği zamanlar oğlu sarkıntılık ediyordu, tacizleri çekilmez hale gelmişti. Kızı bu adiliklerin farkındaydı. Çaresizliğimi gördüğü halde’ ’kız analık babam yetmiyormuş sana.’’ diyerek beni çileden çıkarıyordu. Yorulmuştum, tükenmiştim.

Yaz gelmişti. Yazlıkçılar cıvıl-cıvıldı. Güneş, deniz, pırıl-pırıl. Nihat yine Doğuya gitmişti. Evden çıkmak beni rahatlatıyordu. Evin Pazar işi zaten benim vazifemdi. Mecburdum. Pazara doğru yürümeye başladım. Etrafımda mutlu insanları seyrederken, yüreğimdeki sızı sanki ateşlere değer gibi yanıyordu. Ben kimdim? Bedenimdeki kadın kimdi? Sokaktaki insanların mutluluğuna kıskanarak bakıyordum. Daha ne kadar katlanabilirdim bu zulme? 

Dalgın dalgın pazara girdim. Alışverişe başladım. Çok kalabalıktı ve hafta sonları hep böyle idi.  Ufak-tefek almaya başlamıştım ki bir ses, ’’tamam kardeşim yahu, ver 3 kilo.’’ Dedi. Bu ses! Aman Allah’ım dönemiyordum  yüzümü. Kalbimle birlikte tüm vücudum titriyordu. Olamazdı!

***

Nasıl oldu bilmiyorum?

Dünya yine durmuştu. İnsanlar etrafımda ama ben kimseyi duymuyordum. Yüz yüze donduk kaldık ikimizde! Gayri ihtiyari,  “Adnan’’ dedim. “Pınar, sen ha?” dedi o da. Ve ben acele ile yürüdüm-yürüdüm yürüdüm. Ne kadar yürüdüğümü bilemiyorum. Pazardan çıkmıştım. Kendimi deniz kenarına attım, derin nefes aldım. Hala şoktaydım, Aradan 15 koca yıl geçmişti. Elim ayağım titriyordu. Panik içindeydim. Adnan acele ile yanıma koşuyordu. Aman Allah’ım! Yanıma yaklaştı, ’’seni çok aradım Pınar, sen nerelerdeydin? Çok aradım seni.’’ dedi.

Tüm gücümü toplayarak başımı kaldırdım.

“İyiyim Adnan.” dedim. ’’ Gel bir yerde oturalım, iki çift laf edelim.’ ’dedi. Ben, ’’olmaz Adnan ben evlendim, bir gören olur, olmaz.’’ dedim. Titriyordum yaprak gibi. Adnan, ’’titriyorsun, korkudanmı yoksa heyecandan mı?’’ diye sordu. Hiçbir şey söylemeden kaçtım. Hızla yürüdüm uzaklaştım. Perişan olmuştum. Yatak odama girdim, sakladığım kolyeyi kaptım ve göğsüme bastırarak, “geç kaldın Adnan.’’ Dedim. Ağlıyordum. Nihat’ın kızı cin gibiydi. Sanki anlamış gibi, ’’ne o kız analık, sevgilisini görmüş kızlar gibi bu ne haldir?” Dedi. Ben, ’’ne sevgilisi okul arkadaşıma yıllar sonra rastladım. Ayşe, Ayşeydi.’’ Dedim. Ağzını büktü ve  kıvırdı gitti.

Öğünden sonra Adnan’a rastlarım korkusu ile sokağa çıkmamak için elimden geleni yaptım. Manalar ürettim. İki hafta sonra Nihat, ’’avrat hazır ol yazlıkta hemşerimizin düğünleri var gidip vazifemizi yapalım.’’ dedi. Ben, ’’ben rahatsızım sen oğlanı kızı al git.’’ Dedim. Nihat öfkelenerek, ’’ulan beni rezilmi edeceksin? Hazır olun gidiyoruz.” dedi. Yıllar sonra yazlığa gidiyordum. Heyecandan kalbim duracak sandım. Kalabalık eşrafta biz ön masalardan birine oturttular. Gösterişi seven Nihat para savuruyordu. Halaylar çekiliyordu. Ne kadar değişmişti her şey ve eskiden ne kadar sade ve güzeldi. Nihatlar yeni evli iken ilk izine gelişimizde pistte biz dans ederken güller atıyordu.

Akardioncu Tamer bey etrafımızda dönüyordu. ‘Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar’ şarkısı ile göz göze dans ediyorduk. Nezih ve kibar insanların topluluğu ne hoştu. Dalmıştım eski anılarıma. Kucağında çocukla bir hanım yanımdan geçerken çaptı masaya, “pardon.” Dedi. Ben, ’’rica ederim buyurun.” deyince kadının yüzüne baktım, Neslihan’dı. Göz göze geldik bir an, donduk. “buyurun geçin.” Dedim. Neslihan yürüdü gitti. Can ciğerken yıllar bizden neler götürmüştü. İki yabancı olmak bu kadar kolaymış demekki. Halay esnasında Nihat’ın kızına laf atmışlar, doğruluğuna inanmadım lakin büyük bir kavga çıktı. Silahlar patladı. Dur Nihat demeye kalmadan oğlu ve Nihat fırladı gitti. Karışmıştı ortalık; bağrışmalar, çığlık atanlar, korkunç erkek sesleri, Nihat’ın küfürleri bağırarak çınlıyordu koca bahçe. Kıyamet günü gibiydi, çok korkmuştum.

Şimdi biraz soluklanacağız değerli dostlar, çok değil bir hafta aranın ardından, bu çığlıklar ve korkunç gece sonrasına kaldığımız yerden devam edeceğiz.