Kör gecelerim-7 (Son bölüm) « Ufuk Media

16 Haziran 2021 - 16:07

Kör gecelerim-7 (Son bölüm)

Belli ki yüzümün renginden korkmuştu. Toparlayarak, “hadi sahile.” dedi. Yine heyecanlandım doğruldum.

Kör gecelerim-7 (Son bölüm)
Son Güncelleme :

10 Mayıs 2021 - 11:00

Artık nihayet kış gelmişti. Kış olmasada Ege’de her zaman bir bahar havası vardır. Sık sık yağmur yağardı. Bazen yağmurun altında dururdum. Mücella, ’’yapma bacım, yapma hasta olacaksın.” diye ağzından kaçırırdı. Ben, ’’ bana bir şey olmaz, korkma sen.” derken Mücella’nın sözleri yüreğime inerken gözyaşlarım yüzümde yağmura karışıyordu. Hastalık yavaş yavaş ibarelerini gösteriyordu. Ölmeden Adnan’ı görebilecek miydim acaba?  Soğuk bir kış sabahıydı. Artık sabahları zor uyanıyordum, öksürükle ciğerlerim sökülüyordu. Yorgun bitkindim. Mücella,’’Pınar.” diyerek heyecanla odama girdi.

Belli ki yüzümün renginden korkmuştu. Toparlayarak, “hadi sahile.” dedi. Yine heyecanlandım doğruldum. “kalk kalk!’’ dedi. Devam etti, ’’Neslihan telefon etti. Gelmişler dedi. ‘’Adnan da gelmişmiş’’? Dedim. Mücella’’ gelmiş.’’ dedi. Bir hevesle kalktım. Makyaj yaptım, giyindim, süslendim. Turgut abimin yüzüme acıyarak baktığının farkında bile değildim. “hadi bakalım eskimiş âşıklar sizi. Kız seni kaçırmasın ha!” Diye de espri de yaptı abim. Tebessüm ettim. İçim acıyordu. Döndüm abime, ’’korkma balıkçı. İstesemde gidemem.” dedim. Sahile doğru yürükken ağlıyordum. Kayalıklara geldiğimde Adnan bekliyordu. Çok afalladım. Sanki bir rüyada idim.

***

Açtı kollarını, koştum koştum ve nihayet sarıldık. Kaç dakika öyle kaldık bilmiyorum. “beni affettin mi Pınar’ım’’ dedi. Ben, ’’ne affedecek ne de geriye dönecek vakit kaldı Adnan.’’ Dedim. Gözlerimin içine derin derin baktı baktı ve baktı. “ne o veda eder gibi öyle. Ben seni Hollanda’ya götürmeye geldim.’’ dedi ve devam etti. “Artık seni asla bırakmam. Bizi ölüm bile ayıramaz.’’ dedi. Acı acı tebessüm ettim, ’’büyük söz söyleme.  Hem ben bu denizi, bu yeşili bırakamam.’’ Dedim. Adnan, “o zaman bende kalırım, iç güvesi olurum balıkçı Turgut’a.’’ dedi. Saatlerce konuştuk, konuştuk, konuştuk. Çoğu zaman hep Adnan konuştu. Sanki zamanı telafi etmek için çırpınıyordu.

Böylece her gün buluşuyorduk. Ben her gün günlüğüme notlar alıyordum. Son nefesime kadar yazacaktım. Neslihan sık sık geliyordu eski güzel günleri yâd ediyorduk. Bir akşam Adnan, “Uludağ’a gidelim.” dedi. Ve gittik de. Rüya gibi bir hafta yaşadık. Ne kadar güzeldi mutluluğu yaşamak. Sonra Kayseri’ye gittik Erciyes’te karlı günler çok güzeldi. Çok mutluydum. Tüm mutluluğumu birkaç aya sığdırmak ne kadar acıydı. Çok lüks bir oteldeydik. Yemekten sonra yorgunluk geldi yukarı çıktık. Öksürük ve göğsümdeki ağrı beni perişan etmişti. Ateşim çok yükselmişti. Adnan beni hastaneye götürmüş.

Yine hastanede gözlerimi açtım. Ama yanımda bu kez Adnan vardı ve gözleri kıpkırmızıydı. Yorgundum. Yavaşça fısıldayabildim, ’’öğrendin mi?” dedim. Adnan ağlıyordu.’’Neden sakladın benden, neden Pınar’’ dedi. “Senden hiç bir zaman bir şey saklamadım Adnan, sen beni görmedin göremedin.’’ Dedim. Adnan pişmanlık ve üzüntü içindeydi. ’’Adnan götür beni yeşil cennetime, köyüme götür.’’ dedim. İki gün sonra hastaneden ayrıldık. Uçakta çok yorgun ve bitkindim. Bunları günlüğüme not ederken saatlerin hızla yürüdüğünü, zamanın beni ölümün kucağına atmak için ne kadar acele ettiğini görüyordum.

***

Artık çoğu zamanımı yatakta geçiriyordum. Tuğra büyük bir keder yaşıyordu, çok üzgündü. İzinli gelmişti. Ailem, Adnan, can dostum Neslihan yeğenlerim, herkes toplanmıştı. Sofralar kuruluyor buruk muhabbetler oluyordu. Adnan beni bir an olsun bırakmıyordu. Kâh bahçede, kâh içerde, kâh Adnan’ın omuzunda. Bazen abilerimin omuzuna başımı koyuyor sohbetlerini dinliyordum. Sarı saçlarım dökülmüştü. Bazen sarı peruk takıyordu Mücella. Bazen yarım başörtüsü, bazen makyaj bile yapıyordu. Dün gece rüyamda annemle ben babamla balığa çıkmıştık. Tekne beyaz sümbül doluydu. Ben teknenin burnunda kollarımı açtım. Uçsuz denize bakıyordum. Arkamı dönüp annemle babama bakınca ne tatlı ne kadar sıcak bir tebessümdü. İçim ısınıyordu.

***

Sevgili günlük; çocukluk anılarımı, abilerimle tatlı anılarımı, yaşadıklarımı ve Adnan’ımı sana açtım. Hep seninle dertleştim. Sen benim sırrımsın. Adnan’la evlenirken babam, ’’ben seni okula giderken bile özlerken sen nasıl Hollanda’ya gidiyorsun demişti. Ben, ’’cahil kafam, ah babam üzülme. Tatillerde gelicim.” diyordum. Anacığım valizimi hazırlarken, “ah benim deniz gözlüm. Ben kimin saçını örerim, 20 yaşında gurbetlere kaçıyorsun.” Diyerek çok ağlamıştı. Abilerim, beni gözlerinden esirgeyen abilerim. Annemizin yanında sen yatacaksın ben yatmacam kavgası yapıyorduk. Ne güzel günlermiş. Bu günde bitti. Acaba sabahı görecek miyim?

Hiçbir aşk aile sevgisinin yerini tutmuyormuş. Ah deli kız ahh! Dün gece abilerimle helalleştim. Canım günlük inan bana tek tek yazacak gücüm kalmıyor artık. Fakat abilerim ile didiş döğüş beni çokların üstünde çok sevmiş kardeşlerim. Benim onlarda hiç hakkım yok ki! Ama varsa helal olsun. Mücella ile helalleşirken çok zorlandım. Bana çok annelik etti. Neslihan ile bakıştık, gözlerindeki yaşları saklamakta güçlük çekiyordu. “Neslihan!’” dedim. “biliyor musun?  48 yaşımda ölüyorum. En güzel tülbentti bağla mezar taşıma. Neslihan, ’’sus Pınar’ım etme. Etme Pınar’ım.” derken yüzümü gözümü öpüyordu.

“Beni güzelleştir Neslihan.” dedim. Neslihan makyaj yaptı, peruğumu taktı en güzel elbisemi giydirdi. Adnan’ın kolyesini taktım. Adnan’a güzel görünmeliydim. Adnan gözlerime baktı baktı ve baktı. “bak Adnan, kolyenin içine bak dedim.” Açtı kolyeyi ikimizin resmi vardı. “Adnan bu kolye yüzünden ben Nihat’tan çok dayak yedim. Çıkarsamda sakladım. Ama içindeki resmi hiç çıkarmadım. Ben seni çok sevdim Adnan. Sana evlat veremedim ama canımı verecek kadar çok sevdim. Adnan ellerimi öperken yüreğim ısındı, canıma can geldi. Neden tam mutlu olacağım zaman ölüyordum. Ohhh günlük ohhh gidiyorum. Hoşça kal Egedenizi, yeşil cennetim. Annem sık sık gelir oldu saçımı okşuyor. Uykum geliyor, korkuyorum uyumaya. Bir daha uyanamam diye. Artık ağrılarım yok.  Adnan’ı en son hayal olarak gördüm.

“Allah’a ısmarladık Adnan, sevdiğim. Kardeşlerim, canlarım, ben sonsuzluğa gidiyorum. Yaşam bitti, hayatım bitti. Hoşça kal yalan dünya. Hayat bir gün, koca ömür bir gün gibiymiş. Hoşça kal günlüğüm. Artık yazmaya gücüm kalmadı. Hakkınızı helal edin dostlar elveda…

***

Değerli gönül dostları, Pınarın son sözleri idi bunlar. Nereden bilecektik? Pınar her sayfaya tarih atıyordu. Biz almadık tarihleri ve bazı özellere saygımızdan ötürü girmedik çok özel konulara. Son yazdıklarının sabahı Pınar ruhunu teslim etti. İki yıl sonra da Adnan’ın kalp krizinden vefat ettiğini ve Kayseri’ye defnedildiğini öğrendik. Mücella hanıma “Yaşamım ibret olsun.” diye vasiyet etmişti Pınar. Bu hazin hayat hikayesini kaleme almak bizlere nasip oldu. Günlükteki bu satırları yengesinden müsaade alarak sizlere aktardık. Boynundaki kolyeyi Turgut’un kızı Ayça hala taşımaktadır. Ayça evlenmiş bir de oğlu vardır. Rahmetin bol olsun Pınar.  Rahmetin bol olsun Adnan bey.

                                     SON

Bizlerde Ufuk Media olarak rahmetli Pınar kızımıza ve tüm yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Yazarımız Yaşar İçyüz’e de böyle bir öyküyü bize aktardığı için teşekkür ediyoruz.

YASAL UYARI: Haberlerimizi izin almadan ve link vermeden kullanmayınız. ©ufuk.nl

Ufuk Media Haber Merkezi

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.