Ufuk Media

O yazıya istinaden

O yazıya istinaden
MURAT YAKARTÜM YAZILARI
613 Okundu
23 Ekim 2019 - 14:54

Değerli kardeşlerim,

Bundan bir kaç hafta önceki, ‘Başımız sağolsun Gazikent’i kaybettik.’ başlıklı yazımı hatırlarsınız.

Öyle zannediyorum, birilerinin dikkatini çekmiş olsa gerek ki, bir yerlerle görüşme imkan ve zaruriyetimiz oldu.

Evet evet, o yazıya ( https://ufuk.nl/basimiz-sagolsun-gazikenti-kaybettik-28859h.html ) istinaden bir göüşme.

***

Dediler ki, “Hocam olmamış.”

Dedim ki, “Başkanım nedir o olmayan?”

Dediler ki, “Eksik kalmış.”

Dedim ki,  “O halde siz tamamlayın, nedir o eksik kalan”

Dediler ki, “Bak hocam…”

***

Ben baktım ve dinledim.

Bu satırlardan sonra her ne kadar, ‘çark ettiğimi’ düşünenler olacak ta olsa, dinledim ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Kafama da yatmadı değil hani.

Hasıl-ı kelam söylenen şu ki:

“Türkiye’de bulunan Suriyeli mülteciler herhangi bir seçme işlemine tabi tutulmadan alınmıştır. Yani, mültecilerin dini, ırkı ya da siyasi görüşü araştırılmamıştır ve herhangi bir fark gözetilmemiştir. Ülkemizin uyguladığı açık kapı politikası zamanlarında savaştan ve ölümden kaçan herkes kabul edilmiştir. Dolayısıyla mültecilerin de tamamı masum ya da seçkin insanlar değillerdir.”

Bakın, bakın asıl şimdi buraya dikkat!

“Mülteciler arasında gerek kendi ülkesinde gerekse Türkiye’de suç işleyen ya da suça meyilli insanlar olduğu ya da ajanlar bulunduğu gerçeği unutulmamalıdır.”

VAY ANAM VAY!

Ajanlar ha!

Ajanın işi nedir?

Toplumlar arasında; kargaşa, kaos ve olaylar çıkararak, bu olayları provake etmek ve gizli bilgileri üssüne bildirmektir.

Anladık mı meseleyi?

Bitmedi, devam ediyor sayın başkan!

“Bu topraklar dünyanın tüm emperyalist ve kapitalist devletlerinin hedefindedir ve sürekli bir karışıklık ile kendi derdiyle boğuşan bir ülke haline düşmemiz en yaygın uygulamalarıdır. Suriyelilerin bu ülkede sorun olmasından en çokta Türkiye’nin dış politikalarından rahatsız olan ülkeler memnun olmaktadır.

Özellikle Suriye’yi arka bahçesine çeviren ve Rusya’nın himayesinde işgal ederek şiileştirme politikası uygulayan İran bu süreçte ülkemizin mülteci sorunları ile boğuşmasına katkı yapmak için büyük gayretler sarf etmekte ve ajanları ve gönüllü İrancılar tarafından yayılan dedikodularla ve kamuoyu yönlendirme araçlarıyla büyük bir çalışma içindedir.

Doğu sınırlarımızda kasıtlı olduğu düşünülen yoğun bir Afganlı göçmen dalgası da İran’ın bırakın engellemeyi destekleriyle devam ediyor. Ancak herkes Suriyelilerle meşgul olduğu için bu vahim tablo gözlerden kaçıyor. Her yıl karlar eridiğinde İran sınırımızda bulunan göçmen cesetleri de bu insanların vicdanlarına hitap edemiyor. Sağ olarak sınırı geçebilen binlercesi geçici barınma merkezlerinde bulunuyor ve sayıları her geçen gün artıyor.

Bütün bunların yanında; Suriyeliler de insandır yani kendilerine ait adetleri ve yaşam biçimleri, bize tuhaf gelebilecek alışkanlıkları olabilecektir.

Milyonlarca garibanın arasından elbette binlerce sapkın ve bozuk insan çıkacaktır.

Ancak farkında olmadan genelleyerek konuşarak yaydığımız ırkçılık mikrobu ölümcül bir hatalık gibidir. Yavaş yayılır ancak sonuçları korkunç olabilir.

Geçtiğimiz yıl, karnında bebesi ve yanındaki minik çocuğuyla tecavüze uğrayıp katledilen Suriyeli kadının uğradığı vahşi muamele ırkçılığın insanlara neler yaptırabileceğinin örneği oldu.

Suriyelileri değersiz ve düşman canlılar olarak lanse etmenin ne derece vahim sonuçları olabileceğini daha geçen gün intihar eden 9 yaşındaki Suriyeli Vail çocuk tekrar hatırlattı bize.

Vail, öğretmenleri tarafından azarlanan, arkadaşları tarafından aşağılanan bir çocuktu, bir çok Suriyeli çocuk gibi… 9 yıllık hayatı savaştan hemen önce başlamış ve hayat namına bildiği tek şey Türkiye’de istenmeyen bir Suriyeli çocuk olmak olan Vail’in intiharı yürek dağlayıcı bir acıdır.

Kim bilir ne yaşadı da o yaşta bir çocuk hem de kimseye zahmet olmasın diye mezarlık kapısında kendini astı!

Evet, unuttuğumuz gerçek; Suriyeliler de insandır ve duyguları vardır…”

Söylenenler böyle peki biz ne diyelim şimdi?

Yazsan olmaz, yazmasan olmaz. Söylesen olmaz, söylemesen olmaz. Bir o taraftan, bir bu taraftan. Birisi yaşadığın vatan, diğeri Anavatan. Bu taraftan bakınca kısa vadede bir şeyler hep eksik kalıyor galiba. Galiba biz de saplandık kaldık şimdiki hal oraya.

Vesselam,

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Hollanda ve Avrupa gündemini Türkçe takip edin.