Ufuk Media

https://www.upscalerolex.to certainly is the honies of the explorer.

Sabah Yıldızı (7. Bölüm)

Sabah Yıldızı (7. Bölüm)
YAŞAR İÇYÜZTÜM YAZILARI
318 Okundu
06 Aralık 2021 - 10:59

Yeni bölümümüzde tüm dostlara bir kez daha selam olsun. Sabırsızca beklediğiniz gerçek ve yaşanmış öykümüze kaldığımız yerden devam ediyoruz dostlarım.

***

Ertesi gün Yıldız ile Hakan buluşur. Planları o ki, Hakan’ın Fransa’da olan akrabalarına gidecekler. Oraya yerleşeceklerdi. Böylece Ayten’de Yıldız’da çantalarını hazırlamaya koyulurlar. Zulüm ve mutsuzluk canlarına tak etmişti.

Bütün bu olanlarda habersiz olan Galip ise tatilini bağda-bahçede; gelini, oğlu ve Saliha hanımla fıstık bahçelerinde çalışarak geçiriyordu.

Gaziantep çok sıcaktı. Ama fıstık bahçelerinde diğer çalışanları ile bir an önce toplama bitmeliydi. Yoksa aklı çıkacaktı. Bir gün fıstık bahçesinde cümbür cemaat kan ter içinde çalışırlarken acı bir çığlıkla irkilirler. İşçiler toplanmıştır. Galip, ’’Ulan ne olıy? Neden toplaştınız.’’ diyerek kalabalığa yaklaşır ki ne görsün. Gelinini yılan sokmuştur. Acele ile çakısını çıkartır. Gelinin bacağındaki yılanın ısırdığı yeri keser kanatır. Hemen arabaya atın eve gidiyok.” der.

İşçiler ambulans deseler de Galip ben hallederim diyerek gelini eve götürür. Saliha Hanım korka korka, ’’Efendi hastaneye mi götürsek? Sarı yılan eyi olmaz.” dese de Galip, ’’Yok kele, ne hacet ben eve varınca yaparım bir ilaç, sabaha gözünü açar. Zaten ganı akıttı, korkma avrat.’’ dedi. Zavallı Ömer babasına yavaştan, ’’Babam sarı yılanın zehiri berk olurmuş, istersen gidek hastaneye.’’ diyecek olduysa da Galip, ’’Ney o lan? Sen babana güvenmiyon mu? Bana dünya âlem güveniy sen beğenmeysen mi babanı? Bak bak! Avradı da pek bir kıymatlı.’’ yanıtını alır. Ömer tek kelime edemez.

Galip eve gelir gelmez, ’’Avrat sen hemen gelini yatır. Ben mutfağa girip şifalı ilacı yapayım.’’ der. Zavallı Saliha Hanım ile Ömer gelini yatağına koyarlar. Gelin sıtmadan tir-tir titriyor ve ateşler içinde yanıyordu. Ömer annesine kısık bir sesle, ’’Ana bu kadının hastaneye gitmesi lazımdı. Ne edek.’’ dedi. Saliha Hanım, ’’Çağır ambulansı gelsin. İşçiler çağırmış deriz oğlum, yoksa kadın bu delinin elinde ölecek.’’ der. Ama Ömer yapamaz. Yarım saat sonra elinde pis kokan bir tava ile içeri giren Galip, ’’Bunu yedirin sabaha gözü açılır.” dedi.

Çaresiz kadıncağızı doğrultup, ağzından döküle, döküle yedirirler. Galip sigarası ağzında, kahvesi elinde bahçede hasat hesabındaydı. Ömer ve annesi gelinin yanındaydı. Böylece sabahı ettiler. Sabaha karşı gelin iyice fenalaşır. Saliha Hanım, ’’Galip efendi uyan, kele gelin morardı, kalkın.” diye feryat eder. Ömer sarılır ev telefonuna ambulans çağırır. Zavallı kızcağız artık titremiyordu dudakları morarmıştı.

15/20 dakika sonra ambulans gelini alıp hastaneye giderken Ömer annesi ve Galip araba ile arkalarından giderler.Ömer hastaneye girer girmez koşar ilk yardıma kapıda beklemeye başlar. Yarım saat sonra doktor kapıda görünür. Ömer korku ve heyecanla sorar, ’’Doktor bey durum nedir?’’ Doktor, “Çok geç kalınmış ,bacağında yılan soktuğunu belirledik. Yılanın zehirinden ziyade, başka bir madde ile aşırı derece yüklü oksit almış. Zehirlenmiş, maalesef hastayı kaybettik.’’ diyerek yanıt verir. Oksit Galibin yaptığı yanlış ilaçtı. Ömer yıkılmış, tükenmişti. Hıçkırarak ağlıyordu.

Saliha Hanım bir kenarda, “Talihsiz yavrum.” diyerek ağlıyordu. Galibe nefretle bakıyordu. Galip sağa sola başını sallayarak, “Tüh! Gelin kızım.” diyerek elini ovuyordu. Aslında yaptığı hatanın korkusunu yaşıyordu. “Ya Ömer bir cahillik yaparsa, ya avrat ağzından kaçırırsa. Yok, yok oğlum beni yakmaz.’’ diye düşünüyordu.

Gelinin annesi, babası kardeşleri telaşla geldiklerinde figan-ı feryad kopuyordu. Ağlama sesleri çığlıklar hastaneyi sarmıştı. Herke yılanı sebep sanıyordu. Aslında Galip ayağını kestiğinde yılanın zehri akmıştı. Derhal hastaneye gelseydi zavallı gelin yaşayacaktı. Galip’in evde yaptığı yabani zehirli otlardan zehirlenmişti. Bunu ise Ömer ve annesi biliyordu.

Otların zehirli olduğunu biliyorlardı. Galip, “Zehire karşılık panzehir yapıyorum.” diyerek zavallı gelininin ölümüne sebep olmuştu. Cenaze defin edilir. Gelinin vefadının yedinci günü yemekler yapıldı, mevlüt okutuldu. Galip için hayat devam etmeliydi. Ömer perişandı.  Ama ne çare babasına mecburdu. Bu mecburiyet kendini yetiştiren babasına tutkusundan geliyordu. O Babasıydı. Ele veremezdi. Zaten vermedi de. Böylece konu kapanmıştı.

Saliha Hanım suskun ve dalgın bir halde idi. Yola çıkacakları gün aniden kalp krizi geçirmişti. Bu sebeple Galip Hollanda’ya dönüşü, bir hafta ertelemişti. Ancak daha sonra 4 günlük yolculuktan sonra Hollanda’ya dönmüşlerdi.

***

Eve geldiklerinde kapıyı açan yoktu. Galip anahtarla kapıyı açar ve içeri girerler. Evde kimse yoktu. Galip, ’’Markete falan gittiler zahar?’’ dedi. Saliha ve Ömer endişeliydiler. Saliha hanım Yıldız’ın odasına girer. Ancak dolabı boştu. Ayten’in odasına girdi, korku ile dolabını açtı ve ’’Eyvaaaah’ Eyvahlar olsun.’’ diyerek, kendi kendine söylendi, ’’ Eyvahlar olsun gızlar evi terk etmiş, ben bunu adama nasıl anlatırım? Ne derim.’’ diyerek korku ve telaşla salona girer.

Galip karısının yüzündeki endişeden anlamıştır.’’ Eh de hele hayır olsun avrat,  de bakalım hele!  Yine ne etmiş senin soykaların.’’ diyerek öfkesini hafiften belirtir.

Saliha Hanım korku içerisinde kısık bir sesle, ’’Efendi gızların torunların dolabı boş.’’ der. Galip elindeki su bardağını kadının üzerine fırlatır, ’’Allah belanızı versin soykalar, hep sen ettin bunları lan. Rezil olduk âleme. İki gızında rezilin rezili. Soyun batsın.’’ diyerek kadıncağıza girişir.

O güne dek sesi hiçbir şeye çıkmayan ve karışmayan Enver, abisinin annesini korumadığını görünce dayanamaz ve koşarak babasının kolunun altına girer, “Yapma buba yapma.’’ derken annesine döner ve koşar, “Aney! Aney!” diyerek sarılır annesine. Yaşlı gözleri ile bakan anacığının eliyle gözyaşını silerek, abisine ve babasına kızgın kızgın bakar.

İşte tam o sırada kapı çalınır. Saliha Hanım gözlerini siler Enver’i yanağından öperken, “Kapı! Kapı belki abalar geldi.’’ diyerek ayağa kalkar kapıya koşar Enver. Ve kapıda şaşkın bir şekilde buyurun der.

Gelen başta imam olmak üzer camii heyetidir.  İmam, “Esselemun Aleykum ev sahibi diyerek.” devam eder. Müsaade var mıdır?’’ diye sorar. Galip sesi duyunca, ’’Buyurun hocam, hele hoş geldiniz.” diyerek hocayı salona alır. İmam yerini alır, heyet yerini alır. Saliha Hanım mutfağa giderken,’’Allah’ım ne olur evlatlarıma bir şey olmasın. Hoca efendi İnşallah hayırla gelmiştir.’’ diyerek endişe ile hem dua eder, hem de kahve yapar. Saliha hanımın merakını ve imam efendininin sebebi ziyaretini haftaya anlayacağız gönül dostlarım. O vakte değin sefa ile kalınız.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Hollanda ve Avrupa gündemini Türkçe takip edin.