Sahabe nesline karşı tavrımız « Ufuk Media

17 Ocak 2021 - 11:48

Sahabe nesline karşı tavrımız

Öncelikle ilke olarak benimsememiz gereken bir şey var ki, o da övgüde ve yergide (eleştiri) aşırıya kaçmamaktır.

Sahabe nesline karşı tavrımız
Son Güncelleme :

26 Aralık 2020 - 11:52

Bu yazıyı bir nevi “sahabe savunusu” olarak kaleme aldım. Zira günümüzde Şiiler olsun, “mealciler” dediğimiz zevat olsun, bazı insanların sahabe nesline karşı akıl almaz bir alerjiye sahip olduklarını biliyoruz. Bunlar yeryüzünde kendileri hariç sağlam müslümanların bulunduğuna nedense ihtimal veremezler. Ben de bu sebeple ehl-i sünnet olduğunu belirten müminler olarak, aslında hiçbir savunuya ihtiyaç duymayan bu güzide nesil hakkında sahip olmamız gereken bakış açısını sunmak istiyorum.

Öncelikle ilke olarak benimsememiz gereken bir şey var ki, o da övgüde ve yergide (eleştiri) aşırıya kaçmamaktır. Sahabeyi bırakın, Allahu Teala’yı dahi övgüde ifrata kaçmak yanlış sonuçlara sebebiyet verebiliyor. Bunun örneğini Mutezile mezhebinde görebiliyoruz: onlar Allah’ı tenzih etmekte aşırıya kaçtıkları için bir takım hususlarda bidate düşmüşlerdir. Bundan dolayı sahabe nesli hakkında konuşurken aşırıya kaçmadan ama hakikati de teslim ederek ve hakikati rencide etmeden hak ettikleri konuma yerleştirmek gerekir.

Aşırıya kaçmak ne olabilir mesela? Sahabe neslinin Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi masum olduğunu düşünmek mesela bir aşırılıktır. Sahabiler Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma gibi birer insandırlar ve insan olmaları hasebiyle sevap işledikleri gibi, günah da işlemiş olabilirler, ki bunun örnekleri vardır. Ancak işin kilit noktası tam olarak da burasıdır.

Günümüzde sahabe hakkında ileri geri konuşanların bir çoğu sahabenin de çok afedersiniz hayatlarında içki içmiş, zina etmiş, hırsızlık yapmış olduklarından hareketle onlar hakkında kötü kanaat sahibi oluyorlar. “Sahabe neslini amma da abartıyorsunuz, onlar da senin benim gibi insan, içlerinde zina edenler, içki içenler bile var” gibi sözleri eminim duymuşsunuz, sosyal medyada okumuşsunuzdur…

Peki gerçekten de sahabiler bizim gibi sıradan insanlar mıydı acaba? Bu soruya birlikte cevap arayalım isterseniz. Mesela zina etmiş ve bunun neticesinde recm cezasına çarptırılmış bir sahabiyle alakalı nakledilen hadise bir bakalım. Zina etmiş bir kadın bundan pişmanlık duyduğu, bu günahın vebaliyle daha fazla yaşayamayacağı için Allah Rasulüne gitmiş ve kendisine recm cezası uygulanmasını istemiştir. Kadın recm edildikten sonra ise Hz. Muhammed onun cenaze namazını kıldırmış. Bu durumu şaşkınlıkla karşılayan Hz. Ömer “zina etmiş birisinin cenaze namazını mı kıldırıyorsun ey Allah Rasulü” demiş. Allah Rasulü ise şöyle cevap vermiştir: “o kadın öyle bir tevbe etti ki, şayet onun tevbesi Medine halkından 70 kişiye taksim edilseydi hepsine yeterdi. Sen, Allah’ın rızasını kazanmak için can vermekten daha üstün bir şey biliyor musun?” (Müslim, Hudud 23,24)

Bu olaydan bir çok sonuç elde etmek mümkündür. Ne var ki sahabeyi diline dolayanlar işin kolayına kaçarak, kendileri dışında sağlam müslümanlar görmeyerek bu ve benzeri hadislerden “sahabe de senin benim gibi insan işte, o da günah işlemiş!” sonucunu çıkarmaya güçleri yetmiştir sadece. Biz ehl-i sünnet bakış açısıyla elde edilebilecek sonuçlara odaklanalım:

1. Kadın (sahabi) her ne kadar bir anlık nefsine uyma neticesinde zina gibi büyük bir günah işlemiş olsa da, vicdanı bunu kaldıramamış, Allah’a karşı sorumluluğu, işlediği günahın ahiretteki cezasını iliklerine kadar hissederek recm edilmesi için bizzat kendisi Allah Rasulüne gelmiştir. Hem bu örnek hem başka bir sürü örnek bize şunu gösteriyor ki, sahabe nesli Allah’tan ciddi manada korkan, günahta asla ısrar etmeyen bir nesildi. Evet günah işlemiş olabilirler ancak günümüz insanında gördüğümüz gibi günahta ısrar söz konusu olmamıştır.

2. Hz. Ömer’in “zina etmiş birisinin cenaze namazını mı kıldırıyorsun” sorusu da yukarıdaki noktayı teyit eder. Yani toplumun günahlara bakış açısı budur. Bugün çoğunluğu müslüman olan Türkiye’de ise bırakın günah işleyenleri, “dine karşı açıktan tavır alanların cenaze namazı kıldırılmasın” dediğinizde müslüman olduğunu söyleyen insanlardan buna itiraz edenler oluyor…

Ama “sahabe de insan, biz de insanız canım”.

3. Hadiste sizin de gördüğünüz üzere, Allah Rasulü bu hanım sahabinin tevbesini Hz. Ömer’e karşı övmüştür. Bir insan düşünün, büyük bir günah işlesin, sonrasında bu günahının cezasını da çeksin ve buna rağmen günahına ettiği tevbe sayesinde övgüye mazhar olsun. Bu üstünlük ancak sahabe nesli için söz konusu olabilirdi ve olmuştur da. Bizler bugün hangi günahlarımızdan pişmanlık duyuyoruz? Duyduğumuz pişmanlık bizi nefsimizi muhasebe etmeye, nasuh bir tevbe ile tevbe etmeye yarıyor mu? Ettiğimiz tevbenin kabul edildiğini bilebiliyor muyuz?

Burada sadece tikel bir örnek üzerinden sahabe nesline karşı daha dikkatli davranmamız gerektiğine, “onlar da insan, biz de insanız” şeklinde bir tavır içerisinde olmamamız gerektiğine işaret etmeye çalıştım. Bu örnek gibi daha onlarca örnek verilebilir. Sahabeye karşı bakış açımızı etkilemesi gereken daha bir çok unsur var, ki nasip olursa bunlara zaman zaman değinmeye çalışırız.

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.