Zemheri (Narin’in öyküsü) 2. bölüm 5. Kısım « Ufuk Media

27 Ocak 2021 - 12:45

Zemheri (Narin’in öyküsü) 2. bölüm 5. Kısım

Narin’in ibret dolu acı yaşanmış gerçek hayat hikayesinde sona geldik canlar.

Zemheri (Narin’in öyküsü) 2. bölüm 5. Kısım
Son Güncelleme :

27 Aralık 2020 - 18:42

4. blümde Narin’in Mektuplar yazdığından bahsetmiş ve orda kalmıştık canlar, ama ama Narin’in hiçbir mektubuna yanıt gelmemişti. Çünkü postalamıyorlardı…

Değerli gönül dostlarım: Narinin hapishane anılarını anlatmaya kalksam bir kitap kadar uzun sürer. Bu acı öyküyü sizlere özetleyerek geçiyorum. Size yazdıklarım Narin’in günlüğünden seçmelerdir.

Aradan 9 koca yıl geçer. Artık siz düşünün nasıl geçer?

Narin bitmiştir tükenmiştir. Hollanda’da herkesin çok sevdiği bir Hollandalı sosyal görevli vardı, burada adını vermek istemiyorum. Türkleri çok seven bir adam, ’’ Ne mutlu halef Türküm diyene.’ diyerek sevgisini belirtirdi. Bu olayı duyan bu Hollandalı bir yıl yaza çize, yaza çize konsolosluklarla istişare ederek, bir de avukat tutarak bu olayın bir ucumdan tuttu.

Narin’in cezasına bir yıl kalmıştı.  Şahitler tutarak Narin’i kurtardı.  9 Yıl hitler kampından beter bir halde, Narin Amsterdam hava alanına iner. İyi yürekli Hollandalılar bir iki hafta evinde misafir eder. Üstüne başına giyim alır. Narin’i iki abisi de kabul etmez.

Narin Hollandalı adamın yardımı ile Türkiye’ye çocukları için yola düşer, zavallı Hacer hanım kızını karşısında görünce, ne hale geleceğini düşünebiliyor musunuz?  Ana yüreği kızını bağrına basar. Çocuklar okuldan dönüşünü bekleyen Narin,  çocuklarını görünce, yaşadıklarını bir anda unutur.

Çocuklar annelerine çok yabancıdır.  Narin çocuklarını sarıp öpse de çocuklar anneden uzaktırlar. Bir anda mahallede Narin’in geldiği duyulunca evin babası Naci Bey, Narin’i görmemek için geç vakte kadar eve gelmez. Eve tereddütle gelen Naci beye kapıyı Narin açar. Naci Bey çok özlemişti bir tek kızı kara üzümünü. Zayıflamış, gözleri çökmüş, çaresizce bakan üzüm gözlerine bakınca yüreği eriyordu. Yanından sıyrılıp odaya hızla yürürken, “Hacer nerde sun kız, haçan sofra haziremdir’’ diyerek öfkesini göstermeye çalışır. Narin koşarak babasının ayaklarına kapanır, “Babam öldür beni da! Ya affet yâ da öldür. Ben 9 senedir zaten ölmüşüm babam.’’  diyerek ağlayınca artık Naci beyin dermanı kalmamıştı. Kollarından tuttu kaldırdı Narin’i, bastı bağrına. Baba kız ağlıyordu. Hacer hanım ve çocuklar ağlıyordu. Naci bay çocuklara, “sarılın bakayam ananıza çocuklar, ananız çok uzak yoldan geldi.” dedi.  Tüm aile yumak dibi oldular. Sarmaş dolaş oldular. Odada sadece hıçkırık sesleri çınlıyordu.

Acaba bu mutlu son muydu?

Narin çocuklarını alarak Hollanda’ya mutlu döndü. Yaşadıklarını unutmuştu ve çocuklar okula başlamıştı. Yeniden devlet, maaşa bağlamıştı Narin’i. Bir yıl sonra Naci Bey Allah’ın rahmetine kavuşur. Naci Bey geçirdiği kalp krizini atlatamamıştı. Narin bu üzüntüyü aylarca atlatamamıştı. Babasının ölümü Narin’i yıkmıştı. Ama hayat devam ediyordu. Hacer hanım Hollanda’ya gelmek istememiş, kardeşleri ile Naci beyin anılarını yaylada kalarak yaşamak istedi. Narin’in küçük abisi ve yengesinden başka dayanağı kalmamıştı. Yalnızdı. Çocukları ile sessiz bir yaşamı vardı. Böylece bir yıl daha geçer. Bir gün markette alışveriş yaparken Nedim ile tanışır. Nedim çok eski bir aile dostlarının oğludur. Zamanla arkadaşlıkları ilerler. Nedim karısından ayrılmış, soysaldan geçiniyordu. Bulundukları kentte, bir araba mezarlığında çalışıyordu. Narin Nedim’le hoca nikâhı ile evlenir. Kısa Bir süre sonra, Nedim’in uyuşturucu müptelası olduğunu anlar. Ama geç kalmıştır. Narin hamiledir.

9 ay Narin dayak kavga çocuklara eziyete sabır eder. Oğlan ve kız bu eziyete tahammül edemeyerek, Türkiye’ye temelli dönerler. Narin’in yine bir yanı eksik kalmıştır. Zorlu bir hamilelik devresinden sonra, bir kız çocuğu dünyaya getirir. Bebek otizmlidir. Narin kısa süren her mutluluğunun bedelini ödediği gibi, bu bebekte ona bir bedeldir. Nedim evden gider bu bebeğin sorumluluğunu kabullenmez. Narin çok büyük bir yanlış yaptığını her zamanki gibi anlamıştır.

Yalnızlığı, hasta bebeği, pişmanlıkları ile yüzleşmekten yorulmuştur. Evlatları, da terk etmiş, artık bir umudu kalmamıştı. Ertesi gün sosyal işlemlerini yaptırarak, bebeği bakım evine verir. Eve dönünce, bir duş alır ve namaz kılar. Allahtan özür ve tövbe diledi. Pişmandı, çok pişmandı.  yapayalnız kaç saat oturduğunu fark edemez. Saatlerce eli şakağında oturur masaya eski resimleri, düzer. Babası ve annesiyle olan mutlu hatıralarında onu terk eden evlatlarının büyüdüklerini göremediği, boşa geçen acılarla dolu 9 yıl evlatlarının bebeklik fotoğrafları ve yüreğini cayır cayır yakan evlatlarının hasretleri vardı.

Narin bir yandan resimlere bakarak, diğer yandan avuçladığı hapları yutuyordu. Gözlerinden akan yaş değil kandı sanki. Kendi kendine, “sen ölmeyi hak ettin Narin, az mı ettin babana, az mı yaktın anacığının canını, hakkın var maydı evlatlarını anasız büyütmeye? Onları mutsuz çocuklar etmeye ne hakkın vardı’?’ diyerek ölüme adım adım yürüyordu.

Cama doğru uzun uzun baktı baktı ve, ’’ bu gördüğün son sabah Narin.” diyerek gözlerini kapattı. Tüm yaşamı, hataları, gözlerinden film şeridi gibi geçiyordu. Kelime-i Şahadet getirere, gözlerini kapattı…

Narin gözlerini açtığında, bembeyaz bir odadaydı. Bir an’’ Allah’ım merhametine kurban olayım ölümü bana beyazlaştıran Allah’ım.” diyerek, öldüğünü düşünüyordu. Bir ses’, “annem, canım canım annem bizi bırakma güzel annem’’ diyordu. Narin, “Çocuklarım acı çekiyor öldüğüm için ağlıyorlar’’ diyerek acıyla kısık bir sesle, “yavrularım’’ diyerek inledi ve “uy yy uşaklarım ananız uyandı mu da?’’ diyen anacığının sesini hayal meyal duydu ve arkasından annesini gördü. Hala son kez sevdiklerini gördüğünü sanıyordu.’Sessizce, “affedin beni anacığım affedin’ ’dedi’’.

Annesinin yanına yaklaştığını gördü. Annesi, “kuzim haçan nasıl kiydun canına, hiç mu uşakların, beni düşünmedin kizum’’ deyince Narin, ’ anacığım ben ölmedim mi’?’ diye ağlamaya başladı. Çocukları koşarak yanına gelirler. Narin zorlukla, yatağında doğrulur. Çocukları, annesi yumak gibi birbirlerine sarılırlar. Narin bu mucizeye inanamaz. Sonra annesi anlatır olanları 8 gün Narin ağır bir komada yatmıştı. Yengesi annesine telefon etmiş ve annesi çocuklarımda alarak Hollanda’ya gelmişti.

Allah Narin’e bir şans daha vermişti. Narin sıkı sıkı sarıldı anasına. Kapıdan içeri giren asker abisinin kucağında kbir ızı vardı. Bakım evinden almıştı abisi. Gözlerinden yaşlar boşanırken Narin abisine yalvarır gibi bakıyordu. Abisi yaklaştı. Çatık karışlarınla bakarak, ’’bu kıza birlikte bakacağız, bir daha sakın cahillik yapmayacaksın.” diyerek Narin’in kucağına yavrucuğu verir. Narin sarılır yavrusuna onu öperken, “beni affet, affet kızım.’’ diyerek hem ağlar hemze öper koklar.

O kışın yazı Narin ve abileri annesi yengesi köylerine yaylaya giderler. Annesi sabahleyin telaşla yayladaki babalarından yadigâr ahşap evlerinde terasa kahvaltıyı hazırlamıştır, “ haydin da! Geç kalıyoruz diyerek onları uyarır. Kahvaltı sonrası çor çocuk mezarlığa giderler. Toplanmışlardı Naci beyin mezarının başına. Hacer Hanım,” uy Naci nasılsan haçan sana evlatlarını torunlarını getirdim, artık içen rahat efsun da.” diyerek mezara yeni sümbüller ekiyor bir yandan ağlıyor diğer yandan konuşuyordu.

Narin sessizce çöktü mezarın başına.

Başladı konuşmaya, ’’babam benim canım babam biliyorum sen bana kıyamazsın. Senden af dilemeye geldim artık anamı hiç bırakmayacağım. Artık senin istediğin üzüm gözlün olacağım. Babam ben hatalarımın cezalarını fazlası ile çektim çok bedel ödedim. Canıma kıydım evlatlarımı düşünmeden hatalar ettim. Artık ailemi bırakmayacağım babam ben nasıl bileceğim beni af ettiğini canım babam. Allah bana yazdığı kaderi kimselere yazmasın.” diyerek ağlıyordu ağlıyordu. Mezarın yanında Nedim’den olan kız toprakla oynuyordu. Narin bebeğin saçını okşayarak, “dede de kızım dede” der. Ağlayarak devam eder, ’’babam bana hakkını helal et. Cahilliğimi affet üzüm gözlüm derdin bana affet canım babam’’ diyerek kapanır mezarın üzerine. Abisi kaldırır. Basar bağrına hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlarlar büyük abisi kollarını açarak kucaklar kardeşlerini.

Anneleri vefalı gelinin omuzundan sarılır, gelinin kucağında hasta yavru vardı. Gelin, ’’ana benim uşağım olmuyor da! Bu kizi ben büyüteyim’’ der. Hacer hanım sessiz bir sesle, ’’olur kizum sen büyütürsen’’ dedi ve acı acı gülümsedi. Narin’in sağında bir abisi solunda bir abisi çocuklar dayılarının koltuğunun altında mezardan on, on beş metre uzaklaşıp hepsi birden arkalarına dönüp son kez mezara bakarken, sanki Naci Bey gözleri dolu dolu arkalarından mutlu sevgi ile ailesine bakıyordu.

Tüm aile göz göze gelirler. Hacer hanım başını mezardan evlatlarına çevirirken acı acı tebessüm ederken gözlerinden akan yaşları gelini eli ile silerken oda ağlıyordu. Hepsinin gözleri yaşlı mezarlığın kapısına doğru yürürken kaderin neler getireceğini bilmeden hayatlarında yeni bir sayfa olan umuda ve mutluluğa açılacak kapıya doğru yürüdüler.

                                   Son…

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.