
Hollanda’da yaşayanların sıklıkla şahit olduğu rutin manzaralardan biri; sabahın çok erken saatlerinde köpeklerin tuvalet ihtiyaçlarını gidermeleri için ayrılmış yeşil alanlarda, hayvanlarının peşinde adeta her emre amade bir hizmetçi hatta köle gibi dolaşan, onlar pislerken memnuniyetle sırıtan, sonra bu pislikleri kurallar gereği çöpe atan ve görevini yapmış olmanın huzuruyla evine dönen insanlar görmektir.
Bu insanların önceliği o hayvanların ihtiyaçlarıdır. Hayatlarını onlara göre planlamak zorundadırlar.
Sahi köleliğin tarifi neydi?
Bu anlattığım manzarada kim efendi kim köle sizce?
Böyle bir sabah vaktinde Allah’ın bazı insanları nasıl hayvanlara hizmetkar ettiğini görünce, Araf suresinin 179. Ayetinde kullanılan “belhum adal” ibaresinin tefsirini canlı canlı görmüş olduğumu düşünmüştüm.
Ayeti bir okuyalım:
“Cehennem için de insanlardan ve cinlerden pek çok kimse yarattık ki onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler ve kulakları vardır onlarla duymazlar. Bunlar hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir.” (Araf 179)
Bugünlerde özellikle Türkiye’de köpeklerin parçaladığı çocukların konuşuluyor olması her ne kadar akıl almaz bir yere varsa da fıtratını kaybetmiş bazı insancıkların hala utanmadan ve vicdanları sızlamadan köpekleri savunmaya çalıştıklarını görmek gerçekten “hayvanlardan aşağı” olma tarifine ne kadar da uyuyor.
Bir yanda eşrefi mahlukat insan ve daha da hassas olan çocuklar varken diğer yanda kontrolsüz vahşi sokak hayvanlarının olduğu bir denklemde fıtratını kaybetmemiş hangi insan köpeklerden yana tavır alabilir ki?
Bu hengamede kendini bir hayvanın annesi olarak lanse eden kadınların varlığı ise aklı ziyan bir noktaya savrulduğumuzun çok net göstergesi.
Şerefli bir insan hayvan sahibi olabilir. Sahip olmakla anne olmak arasındaki farkı anlayabilecek kadar akli melekelerini yitirmemiş her insanın kendini ve yerini bilmesi gerektiğini söylemeye bile gerek yoktur.
Bu insanların fıtri meşguliyet ve tesellilerden mahrum kalmaları sonucu kendilerini bir hayvanla ünsiyet kurarak anlamlandırma çabası bir açıdan da çok acı bir nokta. Anne olmak gibi Allah’ın kadınlara ikram ettiği şerefli makamı bir hayvana atfederek yaşamaya çalışmak ne kadar aşağılayıcı ve üzücü bir hal.
Modern hayatın bir tür zaruri gereklerinden görülerek, hızla zenginleşen ve bunu taşımakta oldukça zorlanan, dahası dahil olmaya çalıştığı beyaz camianın kendilerini bakışlarını etkilemeye hatta onlara yaranmaya çalışırcasına evcil hayvan özellikle de köpek besleme yarışına giren muhafazakâr kadınların çabaları şahsen çok içimi acıtıyor.
Onların psikolojik durumları ya da sosyal çabaları herhalde üzerinde çok çalışılması gereken bir konu olarak gelecek on yılların gündeminde karşımıza çıkmaya devam edecek.
Fıtratın gereği edinilmesi gereken yakınlık ve muhabbetlerden mahrum kalmanın sonucu insan içindeki boşluğu bir şekilde doldurmaya çalışır ve bir yere kadar anlaşılır. Ancak bunu da yine fıtrata uygun yollarla yapmaya çalışması insanın şerefli konumuna yakışır bir çaba olmalıdır.
Çağımızın çıkmazlarının çokluğunun üstüne bir de evcil hayvan konusunun eklenmesi ayrı bir mesele olduğu gibi, Müslüman muhafazakarların pek çok konuda olduğu gibi bir yerlere savrulması da ayrı bir mesele oldu.
Kendini İslam’a nispet eden bir insanın her konuda duruş ve görüşünü İslam ile belirlemesi gerektiğini Müslümanlara anlatmak zorundayız. Konunun hayvan ya da insan hatta bitki olması önemli değil. Biz İslam üzere düşünmek, bakmak ve görüş belirtmek zorundayız. Tabi ki de öyle davranmak zorunluğumuz var. “İslam’da böyle ama” diye başlayan bir cümle Müslüman sözü değildir, olmamalıdır!
İslam’a göre köpek ihtiyaç halinde sahiplenilir. Yeri bellidir. İnsana hizmet eder, sürüsünü korur, bahçesinde bekçilik eder. Sıhhat ve beslenmesi ile ilgilenilir. Evin için sokulmaz. Çocuk yerine konulamaz! Yıkanmakla temizlenmeyen bir pisliği vardır yani hükmen pistir. Özeti budur.
Mevcut gündemde kendilerine bir iki söz edilmeden konunun asla tamamlanamayacağı idarecilerimize gelince, onlar da bahsettiğimiz muhafazakar dönüşümü en üst makamlarda yaşayarak bu konuda maalesef gereken Müslüman duruşunu sergileyemedikleri gibi, sıradan ve standart sorumlu devlet adamlığı vazifelerini de yapamadılar.
Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde sokak köpeği diye bir konunun olmadığını herkes biliyor. Laik bir devlette İslami çözüm beklemiyor olsak da hiç değilse modern dünya standartlarını beklemek hakkımız. Hani çağdaş medeniyetler seviyesine hatta daha da üstüne çıkma niyetimiz ve iddiamız var ya, ondan bahsediyorum.
Sokakta köpeklerin çocukları yediği dünya üzerinde başka normal bir devletin olmayışı konuyu tartışmaya kapatıyor aslında.
Devletin en tepesinden en alt kademesine kadar her bir ferdi bu çocukların kanlarından mesuldürler. Bu mesuliyetin hesabını mevcut düzlemde kabullenmeleri ve gereğini yapmaları onların da memleketin de hayrına olacaktır.
Şu konuyu konuşuyor ve yazıyor olmanın ayıbı da bize yeter. Dünyanın savaşa adım adım yürüdüğü bir düzlemde biz köpeklerin insan yemesinden bahsediyoruz.
Bütün bu anlamsız işler fıtratla savaşmanın sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Sözün sonunda kesin olan hakikati hatırlayalım:
Fıtratla savaşan kaybeder!





