
Hollanda’da doğum oranı tarihi düşük seviyeye gerilerken, uzmanlar hükümetin bu konuda daha fazla adım atması gerektiğini savunuyor. 2025 yılında ülkedeki doğurganlık oranı 1,42’ye düşerek kayıtların tutulmaya başlandığı dönemden bu yana en düşük seviyeye ulaştı. Uzmanlara göre ekonomik belirsizlik, konut sıkıntısı ve değişen ilişki yapıları, insanların çocuk sahibi olma planlarını gerçekleştirmesini zorlaştırıyor.
HABER: A. Hamit Sürmeneli
Hollanda’da doğurganlık oranı 1,42’ye düştü
Hollanda’da 2025 yılında kadın başına düşen ortalama çocuk sayısını gösteren doğurganlık oranı 1,42 olarak kaydedildi. Nüfusun göç hesaba katılmadan mevcut seviyesini koruyabilmesi için bu oranın yaklaşık 2,1 olması gerekiyor. Oranın bu seviyenin oldukça altında kalması, uzun vadede toplumun yaşlanmasına ve çalışma çağındaki nüfusun azalmasına yol açabilir. Demograf Jan Latten, gençlerin çocuk sahibi olma isteğinin aslında ortadan kalkmadığını belirtiyor. Latten’e göre gençler üzerinde yapılan araştırmalar, insanların hâlâ ortalama iki çocuk sahibi olmak istediğini gösteriyor. Ancak çocuk sahibi olma isteği, çeşitli engeller nedeniyle birçok kişi için gerçeğe dönüşemiyor.
Ekonomik belirsizlik ve konut krizi etkili
Uzmanlara göre insanların çocuk sahibi olma kararında ekonomik durum ve konut piyasası önemli rol oynuyor. Hollanda İstatistik Kurumu CBS’nin baş sosyoloğu Tanja Traag, kiralık konutlarda yaşayanların ve konut maliyetlerinin daha yüksek olduğu bölgelerde yaşayanların daha az çocuk sahibi olduğunu belirtiyor. Doğurganlıktaki düşüş özellikle genç kadınlarda ve eğitim düzeyi daha düşük kadınlarda dikkat çekiyor. Bunun yanı sıra savaşlar ve iklim değişikliği gibi belirsizliklerin de insanların gelecek planlarını etkilediği ifade ediliyor. Konut piyasasındaki sorun ise özellikle belirleyici faktörlerden biri. Yüksek kiralar ve satın alınabilir konutların yetersizliği, gençlerin aile kurmasını zorlaştırıyor.
Değişen ilişkiler de doğum oranını düşürüyor
Demograf Jan Latten, günümüzdeki ilişki biçimindeki değişimi “love-hoppen” olarak tanımlıyor. Latten bu ifadeyle insanların geçmişe kıyasla ilişkilerinde daha az uzun süre kalmasını ve daha hızlı şekilde yeni bir partnere yönelmesini kastediyor. CBS verileri de ilişkilerin daha sık sona erdiğini gösteriyor. İlk çocuğun doğumundan sonraki altı yıl içerisinde sona eren ilişkilerin oranı artıyor. Uzmanlara göre bekar olmak veya önceki ilişkiden bir çocuğa sahip olmak, insanların daha sonra yeniden çocuk sahibi olma ihtimalini etkileyebiliyor.
Göç nüfusun azalmasını şimdilik önlüyor
Düşük doğum oranına rağmen Hollanda’nın nüfusu henüz azalmıyor. 2025 yılında ülkede ölümlerden daha az sayıda doğum gerçekleşmesine rağmen, resmi nüfus 86 binden fazla kişi arttı. Bu hesaplamaya iltica başvuruları dahil edilmedi. CBS’den Tanja Traag’a göre nüfus artışının temel nedeni göç. Ancak nüfus artışının önceki yıllara göre daha yavaş gerçekleştiği belirtiliyor. Göçmenlerin genel olarak daha genç yaşlarda olması, yaşlanan nüfusun etkilerini kısmen dengeleyebiliyor.
Uzmanlara göre göç tek başına çözüm değil
Demograf Jan Latten ise göçün düşük doğurganlık sorununun kalıcı çözümü olmadığını savunuyor. Latten’e göre Hollanda’da emeklilerin ihtiyaçlarını karşılayacak çalışma çağındaki insanların sayısı uzun süredir azalıyor. Sağlık hizmetlerinde yaşlanan nüfus nedeniyle talep artarken, bu hizmetleri sunacak çalışanların sayısının azalması önemli bir sorun oluşturuyor.
Tanja Traag da göç oranının ileride düşmesi durumunda çalışma çağındaki nüfusun daha da küçülebileceğine dikkat çekiyor. Bu durumun düşük doğurganlık oranının ekonomik ve toplumsal etkilerini daha da artırabileceği belirtiliyor.
“Çocuk sahibi olmak sadece elitlerin tercihi olmamalı”
Uzmanlara göre hükümetin nüfus politikalarında yalnızca göçe odaklanması yeterli değil. Latten, hükümetin çocuk sahibi olma konusunu yalnızca kişisel bir mesele olarak görmesini eleştiriyor. Ona göre çocuk sahibi olma isteğinin gerçekleştirilebilmesi aynı zamanda toplumsal bir mesele. Latten, devletin insanların yaşam mutluluğuna katkıda bulunması gerektiğini savunuyor. Traag ise özellikle sosyoekonomik açıdan daha istikrarsız durumda bulunan insanların çocuk sahibi olma planlarını gerçekleştirmekte zorlanmasının endişe verici olduğunu belirtiyor. Traag, “Çocuk sahibi olma isteği sadece ‘elitlerin’ sahip olabileceği bir şey olmamalı” değerlendirmesinde bulunuyor.
Hükümet: Çocuk sahibi olmak özgür bir seçim
Hollanda Sosyal İşler ve İstihdam Bakanlığı ise çocuk sahibi olmanın kişisel ve özgür bir tercih olduğunu belirtiyor. Bakanlık sözcüsü, hükümetin neden doğum oranını doğrudan artırmaya yönelik politikalar uygulamadığı sorusuna, çocuk sahibi olmanın insanların özgür seçimi olduğu yanıtını verdi. Latten ise bu yaklaşımı “sahte bir seçim” olarak nitelendiriyor. Uzman, insanların çocuk sahibi olup olmama konusunda özgür olması gerektiğini kabul ediyor ancak bunun gerçek bir tercih olabilmesi için insanların çocuk sahibi olmalarını mümkün kılacak koşulların da oluşturulması gerektiğini savunuyor.
Güney Kore ve Norveç destek paketleri uyguluyor
Hollanda, düşük doğurganlık oranıyla karşı karşıya olan tek ülke değil. Bazı ülkeler bu soruna karşı çeşitli ekonomik ve sosyal destek programları uygulamaya başladı. Dünyanın en düşük doğurganlık oranına sahip ülkesi Güney Kore’de bu oran yaklaşık 0,8 seviyesinde. Ülke, doğum oranını artırmak amacıyla bebek destek ödemeleri ve konut yardımları da dahil olmak üzere milyarlarca avroluk politikalar uyguladı.
Hollanda’ya benzer bir doğurganlık oranına sahip Norveç de genç ebeveynlere yönelik finansal destek ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesini içeren bir paket üzerinde çalışıyor.
Fransa ise daha farklı bir yöntem tercih ediyor. Fransız hükümeti bu yaz 29 yaşındaki yaklaşık 3,3 milyon kişiye çocuk sahibi olmayı düşünmeleri yönünde çağrı yapan bir mektup göndermeyi planlıyor. Fransa’nın doğurganlık oranı 1,56 ile Hollanda’nın üzerinde bulunuyor.
Hollanda doğrudan doğum çağrısı yapmayacak
Ancak Hollanda hükümeti Fransa’nın yöntemini uygulamaya sıcak bakmıyor. Hükümet sözcüsü, Devlet Demografi Komisyonu’nun raporuna atıfta bulunarak doğrudan çocuk sayısını artırmayı hedefleyen politikaların çoğu zaman ya etkisiz kaldığını ya da etkilerinin çok kısa sürdüğünü belirtiyor. Reproductive BioMedicine Online dergisinde yayımlanan araştırmada da düşük doğurganlık sorununun tek bir politika önlemiyle çözülemeyecek kadar karmaşık olduğu ifade ediliyor. Bununla birlikte araştırmacılar, ebeveynlerin aile planlarını gerçekleştirebilmesine yardımcı olacak kapsamlı ve iddialı önlemlere ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Hükümet çalışma ve aile yaşamını desteklemeyi hedefliyor
Uzmanlar hükümetin insanlara doğrudan “çocuk sahibi olun” çağrısı yapmasından yana değil. Ancak insanların çocuk sahibi olma kararlarını uygulayabilmesi için daha uygun koşullar oluşturulması gerektiğini savunuyor. Bu kapsamda okul masraflarının azaltılması, çalışma hayatı ile özel yaşam arasındaki dengenin iyileştirilmesi ve çocuk bakım hizmetlerinin erişilebilir hale getirilmesi öneriliyor.
Hükümet ise bu alanlarda çalışmalar yürüttüğünü belirtiyor. Bunlar arasında izin sisteminin basitleştirilmesi ve çalışan ebeveynler için gelirden bağımsız olarak yüksek oranda desteklenen çocuk bakım hizmetleri bulunuyor. Ayrıca kaliteli eğitim, işleyen bir iş gücü piyasası ve uygun fiyatlı konut piyasasının oluşturulması da hükümetin öncelikleri arasında gösteriliyor. Ancak konut sıkıntısı hem kiracılar hem de ilk kez ev almak isteyenler açısından büyümeye devam ediyor. Bu durum, uzmanlara göre Hollanda’daki düşük doğurganlık oranının en önemli nedenlerinden biri olmayı sürdürüyor. Demograf Jan Latten’in ifadesiyle, “Bir çocuk sahibi olmak için önce bir eve ihtiyaç var.”
YASAL UYARI: Haber, fotoğraf ve videolarımızı link vermeden kullananlar hakkında hukuki süreç başlatılacaktır. ©ufuk.nl UMG (Ufuk Media Grubu)




