
Başlamadan önce şunu ifade edeyim!
Bu yazının amacı ne erkek egemenliğini savunmak ne de kadınları hedef göstermek, feministleri ayağa kaldırmak ise hiç değil. Bu sebeple artık kimsenin dile getirmeye cesaret edemediği bazı gerçekleri konuşmanın zamanı bence geldi de geçiyor bence.
Fendi, kelime anlamı olarak hile, düzen, kurnazlık veya tuzak anlamına gelen kökeni Farsçaya dayanan bir kelimedir. Kadının fendi, erkeği yendi: Dilimizde sıkça kullanılan bu atasözü, kadınların kurnazlık ve zekâ konusunda erkeklerden üstün olabildiklerini ve bu yolla istediklerini yaptırabildiklerini ifade eder.
Yazımıza geçelim...
***
Son yıllarda evliliklerde dengeler sessizce ama derinden değişiyor. Eskiden neredeyse her alanda “sözünün geçtiği” düşünülen erkeklerin yerine, artık konuşamayan, sus pus olmuş, misafirlikte bile bir laf edecek iken göz ucuyla eşinden onay bekleyen, hatta beteri, kendi kazandığı parayı dahi harcamaya çekinen erkekler görmeye başladık.
Neden?
Çünkü evlilikler bir tür sessiz yarışa, hatta kontrol savaşına dönüştü de ondan. Kazananı olmayan, ama çokça yıprananın olduğu bir savaş türü bu…
Yıllar önce arkadaşın biri hafif gülümsemeyle, “At, binicisinin altında kişner.” şeklinde bir söz söylemişti: O gün o söze gülüp geçmiştim. Ama zamanla hele de şimdilerde bu sözün evlilikteki görünmez güç dengelerini ne kadar doğru yansıttığını fark ettim.
***
Mevlânâ, boyun kadındır dedi ama…
Mevlânâ’nın çokça alıntılanan bir sözü var: “Evde baş erkektir, boyun ise kadındır. Ama unutma, boyun nereye dönerse, baş oraya bakar.” Yani hazret bu sözü söyledi ama niyeti kadını ezici güç haline mi getirmekti? Değildi elbette. Aksine günümüzde boyun nereye döneceğini şaşırmış, baş ise artık kararsız bakıyor. Çünkü yön kaybolmuş durumda.
Kadın gücü kontrolsüz olursa, denge değil baskı getirir
Erkek ses çıkarırsa “baskıcı”, susarsa “silik.” ; Kadın karşı koyarsa “güçlü”, geri adım atarsa “ezik.”
Her kavramın içi o kadar hızlı değiştiriliyor ki kimse yerini, rolünü, sınırını bilemiyor. Bunda elbetteki sosyal medya ve bazı tv programlarının katkısı da yadsınamaz durumda.
Ne kır, ne de hüküm kur!
Aslında kadınların kurnazlıkları ve ayak oyunları peygamber efedimiz dönemine de uzanır. Hatta aynı oyun ve kurnazlıklar nice padişahları ve sultanları tahtından etmiştir. Ama günümüzde maalesef neredeyse her eve sirayet etmiş durumda.
Peygamber Efendimiz’in, "Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır; kırmayın." sözü bugün hâlâ geçerli. Üzerine mevzu bahis edilemez. Ama Efendimiz kadınların her dediğini yapın da, evde saltanat sürsünler de demedi. Kır, dök, hakaret et, parmak salla ve dahi erkeklerin yaptığı gibi şiddet uygula ise hiç demedi. Oysa bugün geldiğimiz noktada, - bir kısım kadın için - evde söz hakkı değil, tüm haklar anlamına gelen bir anlayış yerleşiyor.
Evdeki sorumlu memurlar
Ve erkekler bu durumda artık "eş" değil, bir tür "sorumlu memur" gibi davranıyorlar. Evde hesap veren, dışarıda ise arkadaşı ile göz teması kurmaktan dahi çekinen, kendi parasına asla dokunamayan, her isteğe "evet" demeye mecbur bırakılmış erkekler... Peki bu da bir başka tür şiddet değil mi?
***
Almazsan erkek değilsin!
İşin bir başka boyutu ise evliliklerin yarış pistine dönmüş olması.
“Zelihaların arabası var, bizde niye yok?”
“Fadime yeni koltuk almış, bayram geliyor, bizimki hâlâ eski.”
“Ayşe’nin kocası onu Kapadokya’ya götürmüş, sen beni markete bile zor götürüyorsun!”
Bu cümlelerin altında gerçek bir ihtiyaç mı var? Yoksa sosyal medyada paylaşılan üç-beş pozdan etkilenmiş, içi doldurulmamış bir tatminsizlik mi? Ne hikmetse kimse “acaba gücümüz yeter mi?” diye sormuyor. Ayağını yorganına göre uzatmıyor.
Faizlere aldıran yok, kredi kartları havada uçuşuyor ve cevap hep aynı: “Al! Yeter ki al! Almazsan erkek değilsin!”
İpler kimin elinde? Yoksa hepimiz birbirine mi dolandık?
Bir evlilik “sakın ipleri kocanın eline verme” nasihatı ile başlıyorsa, o ipler eninde sonunda ayaklara dolanır. Kontrol etmeye çalıştıkça da daha çok kaybedilir. Sonunda herkes birbirini suçlar ama sorunun asıl kaynağını kimse görmek istemez. Mesela bir misfirlikte erkek bir cümle edebilmek için göz ucuyla eşinden onay bekliyorsa… Eşim ne der acaba korkusuyla ağzını açamıyorsa, orada evlilik değil, tabiatıyla baskı vardır. Ve baskının olduğu yerde aile huzuru değil, gerilimli bir sessizlik vardır.
Yeni nesil erkeklik: Sessiz, çekingen ve kimliksiz
Toparlayacak olursak; Bugün artık kendi kazandığı maaşı harcamaya çekinen erkekler var. Sürekli dedikodu yapan ve ne acıdır ki duygularını bastıramayıp ağlayan ama kimseye anlatamayan, kime ne söylediğine dikkat eden ama buna rağmen anlaşılmayan erkekler... Günümüzde erkeklik artık güçle değil, sessizlikle ölçülür hale geldi. Ama bu sessizlik sağlıklı bir denge değil, bastırılmış bir kimlik şeklinde.
Ve eminim ki!
Kanayan bir yara haline gelmiş bir konuya temas etmek isteyen benim aksime; bu yazıyı okuduktan sonra içinden “Helal olsun!” deyip paylaşmaya bile cesaret edemeyecek erkekler olacak. Çünkü korkacaklar… Kendi hayatlarını anlatan kısacık bu yazıyı bile paylaşmaktan korkacaklar.
Denge varsa huzur vardır
Kadın zekidir, sabırlıdır, sezgiseldir. Ama bu özellikler evin kontrolünü tek başına almak için değil; paylaşmak, denge kurmak, beraber büyümek için olmalıdır.
Eğer bir kadın erkeğini “idare ettiği” için kendini güçlü hissediyorsa,
Eğer bir erkek susarak huzuru koruduğunu düşünüyorsa,
Orada sağlıklı bir eşitlikten değil, ancak karşılıklı bir tahammülden söz edebiliriz.
Ve unutmayalım:
İpler sadece birinin elindeyse, o ip eninde sonunda herkesi boğar. Bu erkek ya da kadın olmuş hiç fark etmez.
Vesselam,





