
Değerli okurlar,
Avrupa Birliği, uzun süredir İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki politikaları nedeniyle hem uluslararası toplumun hem de kendi kamuoyunun artan baskısıyla karşı karşıya. Ancak konu yaptırımlara geldiğinde, Brüksel'in ortak bir karar almakta zorlandığı ve siyasi bir çıkmaza sürüklendiği görülüyor. Bir yanda İsrail'e karşı daha sert tedbirler alınmasını isteyen ülkeler, diğer yanda ise siyasi ve tarihsel gerekçelerle temkinli davrananlar bulunuyor.
Son olarak Hollanda'nın, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da kurduğu yasa dışı yerleşimlerden gelen ürünlerin ithalatını yasaklama kararı, Avrupa'da önemli bir siyasi mesaj olarak değerlendirildi. Daha önce İspanya, İrlanda ve Belçika da benzer adımlar atmıştı. Avrupa Birliği ise söz konusu yerleşimleri uzun yıllardır uluslararası hukuka aykırı ve yasa dışı olarak tanımlıyor.
Sembolik adımlar ve ortak karar arayışı
Her ne kadar Hollanda'nın kararı önemli bir ilk adım olsa da, uygulamada bazı sorunları da beraberinde getiriyor. İsrail menşeli ürünlerin tam olarak hangi bölgede üretildiğinin her zaman tespit edilememesi ve yasağın yalnızca Hollanda'yı kapsaması nedeniyle, bu ürünlerin diğer Avrupa ülkeleri üzerinden Hollanda pazarına girebilmesi mümkün görünüyor. Bu durum, tek başına ulusal kararların sınırlı bir etkiye sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre asıl etkili sonuç, Avrupa Birliği genelinde uygulanacak ortak bir ticaret yasağıyla mümkün olabilir. AB'nin yasa dışı yerleşimlerden her yıl yaklaşık 250 milyon euro değerinde ürün ithal ettiği tahmin ediliyor. Bu rakam İsrail'in Avrupa'ya yaptığı toplam ihracatın yalnızca yüzde 1,5'ine denk gelse de, Batı Şeria'daki yerleşimlerle ticaret yapan yaklaşık 45 şirket açısından ciddi ekonomik sonuçlar doğurabilir.
Ancak Avrupa'nın önündeki en büyük engel yine kendi içerisindeki siyasi bölünmüşlük. İspanya, İrlanda ve Slovenya gibi ülkeler İsrail'e yönelik daha sert yaptırımları savunurken, Hollanda da son yıllarda bu çizgiye yaklaşmış durumda. Buna karşılık Almanya ve İtalya ise daha ihtiyatlı bir politika izliyor. Almanya'nın tutumunda İkinci Dünya Savaşı'nın tarihsel etkileri önemli rol oynarken, İtalya'da mevcut hükümet İsrail'in Avrupa'daki önemli müttefiklerinden biri olarak görülüyor.
Brüksel'de siyasi ve hukuki çıkmaz
Üstelik alınacak kararın hangi hukuki zeminde değerlendirileceği de büyük önem taşıyor. Eğer konu yaptırım politikası kapsamında ele alınırsa, Avrupa Birliği'nde oy birliği gerekiyor ve tek bir ülkenin vetosu bile süreci durdurabiliyor. Ticaret politikası kapsamında değerlendirilmesi halinde ise nitelikli çoğunluk yeterli oluyor. Bu nedenle Brüksel'deki tartışmalar yalnızca siyasi değil, aynı zamanda hukuki boyut da taşıyor.
Gazze ve Batı Şeria'daki gelişmeler ise yaptırım çağrılarının giderek yükselmesine neden oluyor. İsrailli yerleşimcilerin Filistinlileri topraklarından uzaklaştırdığına yönelik eleştiriler devam ederken, İsrail ordusunun Gazze'deki varlığını kalıcı hale getirebileceğine ilişkin endişeler de artıyor. İnsan hakları kuruluşlarının baskıları ve Avrupa Birliği ile İsrail arasındaki ortaklık anlaşmasının askıya alınmasını talep eden, bir milyondan fazla imza toplayan Avrupa vatandaş girişimine rağmen Brüksel'den henüz somut bir adım gelmiş değil.
Oysa Avrupa Birliği'nin elinde önemli hukuki ve siyasi araçlar bulunuyor. İsrail ile yürürlükte olan ortaklık anlaşması, insan haklarına bağlılığı temel şartlardan biri olarak kabul ediyor ve ihlal durumunda anlaşmanın askıya alınmasına olanak sağlıyor. Uzmanlar, hukuki zeminin mevcut olduğunu ancak asıl sorunun siyasi irade eksikliği olduğunu ifade ediyor.
Hukuki imkânsızlık değil, siyasi kararsızlık
Unutulmamalıdır ki Avrupa, İsrail'in en büyük ticaret ortaklarından biri konumunda. Dolayısıyla atılacak adımlar yalnızca ekonomik sonuçlar doğurmayacak, aynı zamanda İsrail'in uluslararası alandaki konumunu ve Batı dünyasıyla olan ilişkilerini de doğrudan etkileyecektir.
Bu yazımızda da görüldüğü üzere, Avrupa Birliği'nin İsrail konusunda yaşadığı temel sorun hukuki imkânsızlık değil, siyasi kararsızlıktır. Brüksel, artan baskılara rağmen ortak bir tutum geliştirmekte zorlanırken, Avrupa'nın önünde önemli bir tercih bulunuyor: Ya siyasi farklılıkları aşarak somut adımlar atacak ya da İsrail konusunda uzun süre daha "baskı var, karar yok" eleştirileriyle karşı karşıya kalacaktır.
Selam ve muhabbetlerimle,





